Makedonya Kralı Philip’in MÖ 4. Yüzyılda Ölümü NASIL GEÇİRİR?
Eki 21

KOMUTAN OLMAK KOLAY DEĞİLDİR

Cumhuriyetin ilk günlerinde Romalılar halkla devlet arasında varolan

anlaşmanın ne olduğunu hemen anladılar. Tabiatı gereği devlet, ne kadar

düzenli olursa olsun, her zaman vatandaşlarının özgürlüklerini kısıtlamayaçalışır. Elbette buna da devletin hep en iyisini bildiği gerekçe gösterilir.

Toplumun güvenliğini sağlamak için bir devletin eline bazı güçlerin verilmesi,

herkesin iyiliği için bazı özgürlüklerden fedakarlık edilmesi gerekmektedir.

Romalılar, elinde böyle güçler bulunduran, özellikle savaş zamanında

başkumandanlık yapan yöneticilerine baktıklarında kendisini kolaylıkla diktatör

olarak ilan edebileceğini görerek korkuya kapıldılar. Bu yüzden Roma’ya özgü bir

yönetim tarzı olarak, bir yıllığına görev yapan çift konsül seçim sistemini

getirdiler.

Bu sistem, pratik bir çözüm gibi gözüküyordu, çünkü bir şeyin yaptırılması için

toplu karara varılması gerekiyordu. Savaş zamanında da konsüllerden sadece

biri “savaş konsülü” olarak tanınacaktı. Bu adam ordularla beraber savaş

alanına gidecek, birliklere doğrudan emir verecekti. Diğer konsül de Roma’da

kalacak ve devleti yönetecekti. Roma’da kalan konsül, yerel muhafızlara, Roma

etrafındaki birliklere doğrudan emir verme yetkisinde olacaktı. Böylece orduyahükmeden, seferdeki konsül megalomanca fikirler beslemeye başladığında bir

çeşit denge sağlanabilecekti.

Tek sorun, iki konsül arasında yapılan görev dağılımının iki adam arasındaki

ortak karara bağlı olması ve önceden belirlenen bir pozisyona sahipolmamalarıydı. Romalılar için bu mükemmel bir fikirdi. Senato’da karşıdevrim

yapmak isteyen bir grup olsa bile, seçecekleri konsülün savaş zamanında orduyakomuta etmesini garanti edemezlerdi. Diğer konsül bunu engellerdi. Böyle birkördüğüm yaşansa bile, kabul gören çözüm her iki konsülün de savaş alanına

gitmesi ve ayrı ayrı günlerde orduyu yönetmeleriydi. Burada da düşündükleri

şuydu; aklından diktatörlük geçiren bir kumandan olursa, bölünmüş bir yönetimemellerine ulaşmasına engel olacaktı.

Eğilim, sadece savaşla başkent arasındaki ayrımı koymaktan ibaretti ve böylece

sistem yıllarca başarıyla sürdü. Hatta Roma, İtalyan yarımadasında en büyükgüç olmuştu. İÖ 3. yüzyıl ortalarında Kartacalıların güçlü donanmasını

yenmişlerdi. Kartacalılar, İÖ 241′de yenildikten sonra sarsılan itibarlarını yerinegetirmek için karşılık verecekleri anı bekliyorlardı.

İÖ 219′da Hannibal’in yönetimindeki Kartaca ordusu İspanya tarafından gelerekRomalılarla savaşmaya başladı. İki yıl içerisinde Kartaca ordusu Romalıları

birkaç kez yenmiş, Alpler’de bir geçit oluşturmuş, Roma kapılarından bir hafta

yürüyüş uzaklığındaki Trasimene Gölü kenarında kırk bin kişilik Roma

ordusunu mağlup etmişti.

Halk arasında Hannibal’in yakında Roma’ya da gireceğinden korkulduğundan

şehirde panik çıkmıştı. Bu olasılık, yetenekli Romalı taktisyen Quintus

Fabius’un artçı saldırı tekniğiyle kısa bir süre geciktirildi. Hannibal’in

erzaklarına yaptığı saldırılarla Kartacalıların erzağını oldukça azalttı,

Kartacalıları etrafını arkadan çevirdi ve genel olarak düzensiz bir savaş yaptı.

Bu, hiç Romalılara özgü bir teknik değildi. Onların tercihi doğrudan saldırıdan

yanaydı. Bu nedenle tarihte başarılı savaş tekniği “Fabian Taktikleri” diyeadlandırılırken Fabius ise görevinden alınacaktı.

Roma, İÖ 216 yılı için Lucius Aemilieus Paul us ve Gaius Terentius Varro

adlarında iki yeni konsül seçti. Yaşça büyük olan Paulus’un savaş tecrübesi

vardı, temkinli oluşu ve profesyonel tarzıyla tanınıyordu. Varro ise onun tam

zıddıydı; fevri, diğerlerinin yönetimine karşı sabırsız ve şöhret tutkunuydu.

Fabius’un görev yaptığı bir sene boyunca büyük çapta değişimler yapılmıştı.

Roma seksen bin kişinin üstünde yeni bir ordu yarattı ve askerleri savaş

eğitiminden geçirdi. Her ne kadar savaş deneyimleri olmasa da, yüksek rütbelerönceki savaşlara katılmış deneyimli askerlere ve daha önceki savaşlardan sağ

kalanlara verilmişti. Artık güney İtalya’da ilerleyen Hannibal’in bu ezici güçkarşısında boyun eğeceği ve mahvolacağı görüşü hakimdi.

İki askeri kumandanın olması kimin alana gidip savaşacağı ve kimin oturupbekleyeceği problemini doğurdu. Her zaman işe yarayan sağduyulu davranış bu

sefer işlemedi. Paulus deneyimliydi, bu yüzden de savaş alanına uygun komutan

oydu. Hannibal’in yarattığı tehlikenin boyutunu anlayan da sadece oydu.

Karşılarındaki rasgele bir şansla dize getirilebilecek bir kumandan değildi.

Savaşması zor bir alanda karşı karşıya gelseler ve sayıca çok üstün olsalar bile,

yine de yenmesi kolay olmayan bir düşmandı.

Varro bu öneriye şiddetle karşı çıktı. Kendisinin de en az Paulus kadar yetenekli

olduğunu iddia etti, dahası Paulus’un şehirde kalmasını ve ihtiyatları kontrol

etmesini önerdi. İhtiyar adamın böyle bir savaş için çok temkinli olduğunu,

Romalıların tek ihtiyacının sayıca üstün ordularını kullanarak hızlı ve atak bir

saldırı düzenleyebilecek birisi olduğunu söyledi. Varro, Hannibal’in kafasını

Kartaca’ya geri göndereceğine ve Roma ordusunun savaşı hepten bitireceğine söz

verdi.

Varro’nun Paulus’a kolay elde edilecek bir zaferi rahatça bırakmayacakolmasının yanı sıra Paulus’un da Varro’nun eline seksen bin adamın kaderini

teslim etmeyeceği kesindi. Sonunda savaşa ikisi beraber gitmeye ve yönetimibölmeye karar verdiler.

Böylece İÖ 216 yazında Roma’nın gelmiş geçmiş en büyük ordusu güneye doğru

yola çıktı. Hannibal onları bekliyordu. Düşmana yaklaştıkça Varro’nun şevki

azalmaya başlamıştı. Belki Paulus’la yaptığı konuşmadan etkilenmiş, belki de

bir orduyu yönetmenin, savaşta olmanın sadece hedefi gösterip ileri komutunu

vermekten ibaret olmadığını aniden anlamıştı. Hannibal’in bulunduğu bölgeyeyaklaştıkça Varro aslında biraz daha temkinli olmaya başladı.

Orduyu yönetme sırası kendisine geldiği günlerde, Paulus’un o gün yapılması

gereken harekatlarla ilgili söylediklerini de dinlemeyi ihmal etmedi. Paulus,

sayıca üstün olmanın getirdiği avantajın farkındaydı. Yapmaları gereken iş,

Hannibal’i çektikleri yerde sayıca üstün olan ordularının olayların akışını

belirleyebilecek bir konumda olmaları, bir terslik anında geri çekilebilecekgüvenli alanları bulunması ve Hannibal’in her hareketine karşılık verebilecekleri

bir mevkiyi tutmalarıydı.

Ama Romalılar Hannibal’in yaptığı hareketi beklemiyorlardı; Hannibal

arkalarından dolaşarak bir gece seferi başlattı. Cannae şehri yakınlarındaki bir

erzak deposuna saldırdı. Depoyu ele geçirdikten sonra yakınlardaki bir nehri

geçerek nehre arkalarını verdiler. Varro’nun komutasındaki güne rastlayacak birşekilde harekatlarım ayarladılar.

Her şey çok iyi planlanmıştı. Depoyu kaybetmeleri Romalıların gururunu çokyaralamıştı. Bir kumanda hatası olarak da değerlendirilebilirdi. Paulus’un görev

yaptığı gün ve gece gerçekleşen bir hataydı bu. Varro, Kartacalıların

pozisyonunu fark edince birdenbire saldırgan bir cesarete kapıldı. Hannibal tam

da istediği yerdeydi, gururlu Kartacalıların bu noktada çok büyük bir hata

yaptıklarını düşünüyordu. Savunması bir yıkılsa, ordusunun geri çekilecek hiçbiryeri yoktu. Ya nehre düşüp boğulacaklardı ya da kılıçtan geçirileceklerdi. Varro

tüm ordunun saldırıya hazırlanmasını emretti.

Paulus bu durum karşısında dehşete düştü. Temkinli davranması için Varro’yuuyardı. Hannibal aptal bir kumandan değildi. Deponun ele geçirilmesi

gururlarını incitmek için özel olarak gerçekleştirilmişti. Hannibal’in seçtiği

pozisyon bile ne kadar kolay yem olabileceklerini düşündürtmek amacıylaseçilmemiş miydi? Kesinlikle bunun aksi doğru olmalıydı. Hannibal, Romalıların

kendisine saldırmalarını istiyordu. Birdenbire farklı bir tuzakla karşılarına

çıkacak ve savaşı kazanacaktı.

Varro, Paulus’un söylediklerinin hiçbirini dinlemedi. Paulus’u fazla ihtiyatlı

davranan yaşlı bir adam diye umursamadı. Bu, saldırgan, cesaretli bir askerin

işiydi, her ağacın arkasında canavarlar gören, havadan nem kapan birinin işi

değildi. Ayrıca Varro, bugün yönetme sırasının kendisinde olduğunu hatırlattı ve

günün komutu ‘ileri’ydi.

Belki de Paulus onu oracıkta öldürmeliydi. Ama Romalılar kanunlara

saygılıydılar. O günkü konsül dahi de olsa, aptal da olsa, yasalar o anda gücüelinde tutanın yanındaydı.

Böylece Varro ordusuyla saldırıya geçti. İlk birkaç saatte her şey çok iyi gidiyorgibi gözüküyordu. Kartacalıların savunması Roma saldırısının ağırlığı altında

çöküyormuş gibiydi. Romalılar onları sonunda nehre doğru çekilmek zorunda

bıraktıklarında, Hannibal’in ordusu bir yay şeklini almıştı. Savaşın kontrolünü

elinde tutmaya devam eden Hannibal’in ordusunun asıl gücü her iki taraftaki

kanatlarıydı. Varro, tüm birliklerine saldırı emrini verdi, böylece ortalık karınca

gibi kaynaşan bir kalabalıkla doldu. Sayıca üstünlüklerine güvenerek merkezedoğru yüklenmeye başladılar.

Tam o sırada Hannibal o zaman kadar pek bir şeye katılmamış olan yanlardakibirliklerine saldırı emrini verdi. Romalılar içeriye doğru dönerken Kartacalıların

güçlü süvarileri Roma askerlerinin arkasına geçip bir anda çarpışmanın akışını

değiştirdiler. Kısa bir süre içinde Roma ordusunun etrafı sarılmış ve her taraftan

hücuma maruz kalmışlardı.

Panik baş gösterdi. Koskoca ordu tuzağa düşmüş, korkmuş bir kalabalığa döndü.

Binlercesi kendi arkadaşları tarafından öldürüldü, ya ayaklar altında çiğnenerek

ezildiler, ya da kendi canlarını kurtarmak için ilerlemeye çalışırlarken kılıç

darbeleriyle parça parça oldular.

Gün sonunda neredeyse yetmiş bin Romalı ölmüş ya da esir alınmıştı.

Kumandayı ikiye bölme fikri Roma ordusunun kötü sonu olmuştu. Ama bütün

bunlara rağmen her şeyin sorumlusu kaçmayı başardı. Varro ve birkaç arkadaşı

tuzaktan çıkmayı başardılar ve Roma’ya kaçtılar. Döndüklerinde hepsi yaptıkları

hatadan dolayı sürgün edildiler. Paulus’a gelince… verdiği iyi fikirlerin ona

sağladığı tek şey Cannae’de rahat bir mezar oldu. Savaş, on dört sene daha

devam edecekti.


Etiketler: , , , , , ,

Leave a Reply