Eyl 12

1982 yılı Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda 2. sınıf öğrencileri Türkiye Ekonomisi dersinin hocasını bekliyor.
Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor, içeriye kızgın bir bakış atıp kürsüye geçiyor.
Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor.

“Bakın” diyor.” Bu sizin kişiliğinizdir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey.
Sonra (1)’in yanına bir (0) koyuyor:
“Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)’i (10) yapar”.
Bir (0) daha “Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz” Continue reading »


Etiketler:
Eyl 12

BİR GÜN Peygamber Aleyhisselam’ın huzuruna bir genç geldi. Sıkıntılı bir hâli vardı. “Ey Alllah’ın Resulü, zina etmem için bana izin ver. Artık tahammülüm kalmadı” dedi.

Orada bulunanlar, gencin bu fena isteğinden dolayı, hiddete geldiler. Bazıları onu şiddetle azarlarken, kalkıp ağzını kapatmak için üzerine hücum edenler oldu. Suratına bir tokat aşketmek arzusuyla yerinden fırlayanlar bile vardı.

Ancak, o Şefkatli Nebî, bunların hiçbirine izin vermediği gibi, susup genci dinledi. Sonra yanına Continue reading »


Etiketler:
Eyl 12

Yaşından umulmayacak kadar çevik, zamana yenilmiş olmasına rağmen dinç gövdesinin üzerinde bakımlı, her yanı bembeyaz bir kafa. Elindeki baston da olmasa benden genç diyeceğim ama dilim varmıyor.Vardığı kadarı şu: benim içim geçmiş. Bana sorsan yüzyıllığım.Beyaz dedecik sanki on sekizlik delikanlı.Gözgöze geliyoruz, gülümsüyor.Dişleri saçı kadar beyaz. En son bir hafta önce fırçaladığım dişlerim geliyor aklıma utanıyorum.Bende gülümsüyorum ama ağzım kapalı. Tok bir sesle “Selamun aleykum” diyor.Üst üste attığım bacağımı indirirken:”Aleykum selam” diyorum.Negatif-pozitif ışınlar yayarmış ya insanlar, dede tam pozitif.

Otobüs durağındaki bankta oturuyoruz. Sol tarafımızda Bayramyeri’ndeki cami. Bayramyeri tam bir bayram yeri. İnsanlar sürekli değişiyor. Değişmeyen tek şey kalabalık. Pür telaş içinde herkes.Herkeste bir amaç var belli. Benim ise telaşım yok. Amacımdamı yok acaba? Yine sığ Continue reading »


Etiketler:
Eyl 12

Eser: Abdülmecit Gafurî / Tataristan

Tercüme: Muammer MURAT

Tataristan’ın soğuk kış günleri 1917′li yıllar ve bütün dünya ile beraber Rusya’da açlık sefalet kol gezmektedir. Dünya savaşı sonrası bir de yaşanan kıtlık yılları en çok ikinci sınıf halk sayılan Tatarları etkilemektedir Tataristan’da. O yıllara ait birçok roman ve hikâye yazılmıştır. İşte o acı günleri anlatan bir yaşam örneği bu hikâyede kaleme alınmıştır.

Yaşadığım şehrin merkezinde büyük bir pazar vardı. Pazarın orta yerinde, her zaman iş bekleyen hamallar bulunurdu. Bu fakir insanlar ekmek parası için sabahtan akşama kadar bir iş çıksa diye Continue reading »


Etiketler:
Eyl 12

Derken Süleyman’ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen ordusu toplandı. Hepsi de düzenli bir şekilde sevk ediliyordu. Karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca “Yuvalarınıza girin, karıncalar,” dedi. “Tâ ki Süleyman ve ordusu, farkında olmadan sizi çiğnemesin.” (Neml, 17-18)

BU ÂYET karıncalar arasında bir “iletişim sistemi” olduğuna işaret ediyor. Yirminci yüzyılda üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar, bu küçük hayvanların çok düzenli bir sosyal yaşantıları olduğunu ve bu düzenliliğin gereği olarak aralarında çok gelişkin bir iletişim ağının var olduğunu ortaya koymuştur. National Geografic dergisinde yayınlanan bir makalede bu konudan şöyle bahsedilmektedir:

Büyük veya küçük herhangi bir karınca, başındaki karmaşık duyu organlarıyla, milyonlarca hatta daha fazla kimyasal ve görsel sinyalleri yakalar. Beyin 500 bin sinir hücresi içerir; gözler birleşiktir; antenler insandaki burun ve parmak ucu gibi hareket eder. Ağzın altındaki Continue reading »


Etiketler:
Eyl 12

Bir şehrin en zengini öldüğünde, tellallar sokaklara dökülüp;

�Ey ahali�, diye bağırmışlar. �Biliyorsunuz Veli Efendi öldü. Bir vasiyeti var. Ahiret hayatına alışabilmek için, kendisine bir günlük yardımcı arıyor.

Kim ki, mezardaki ilk gecesini onunla beraber girerse, Veli Efendiye ait servetin yarışı kendisine verilecektir. Ey ahali, duyduk duymadık demeyin�.

Tellalların bütün çabasına rağmen kimse bu parlak, fakat korkulu vasiyete kulak vermemiş. Ama sonunda, şehrin en fakir sırt hamallarından birisi çıkmış ortaya. Adamcağız bakmış ki, hayatta zaten sırtındaki küfesinden ve ipinden başka bir şey yok. O halde �hamal olarak yatıp, ertesi Continue reading »


Etiketler:
Eyl 12

Gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiyor ömrün. Bebek oluşun, hanemize ilk girişin, ilk ağlayışın, ilk yürüyüşün, ilk diş çıkarışın. Ellerini avuçlarıma almadan uyumadım hiç. Yanağına dudaklarımı değdirmeden girmedim yatağıma. Seni üşüten ayaza diş biledim, yanaklarına değip de yanaklarını kızartan güneşe gücendim. Her birini görmek bir ömre bedeldi oğul. Her birine ermek benim için her şeyden daha güzeldi oğul. Sonra ilk kalem tutuşun. İlk okuyuşun. Seni o bayrağın gölgesine sen olasın diye gönderdim oğul. Mavi gözleri gör diyerek, mavi gözlere er Continue reading »


Etiketler:
Eyl 12

Paranı ver, gönlünü ver, selam ver, canını ver…
< >

Günlerini say, servetini say, büyüklerini say…
< >

Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen…
< >

Emek ver, kulak ver, bilgi ver…
< >

Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle…
< >

Hedefe koş, cihanda koş, yardıma koş… Continue reading »


Etiketler:
Eyl 12

Bir Dilencinin Ağzından

Sanırım aşağıdaki mısralar bir dilencinin ağzından çıkabilecek en şiirsel sözler olsa gerek. Elbette Goethe Faust ta bu güzel mısraları bir dilencinin ağzından bizlere yazmış. Bakınız ne diyor;

İyi kalpli baylar ve güzel bayanlar
Size dilerim kutlu bayramlar
Lütfen yüzüme iyi bakın
Ve beni dardan kurtarın
Boşa gitmesin bu şarkılar
Sadaka veren olsun bahtiyar
Bayram yaparken herkes
Sevinsin birazda şu kimsesiz
Ne olur sevincinden bayramın
Bana da bir pay ayırın
Goethe

Heralde çoğumuz dilenciye para vermişiz yada çalışsın kardeşim demiş yahut acaba gerçek dilenci mi diye düşünmüşüzdür. Ancak aşağıdaki mısralar bir dilencinin ağzından bize aktarılmış gibi görünsede asıl mesele toplumda yardıma muhtaç kimselere nasıl yardım edeceğimiz ve paylaşacağımız fikrinin vurgulanmasıdır. 1700 lü yıların büyük Alman şairi ve oyun yazarı olan Goethe sanırım teknolojiden uzak o günlerde bu günlerde bir çok kimsenin görmediği şeyleri görmüştür. Zaten büyük sanatçı olmanın bir kriteri de bu olsa gerek. Bir şeyleri farklı görebilmek. Tabi onların okuduklarını ve düşündüklerini bilmeninde ötesinde, bir bilgelik olmalı ruhlarının derinliklerinde. Onların sanki içlerinde gönüllerinde fazladan gözler yahut kulaklar var. Farklı duyar ve duyarlılıklar gösterirler. Eğer bir şair bir eserini 60 yılda yazıyor ise bu eser defalarca okunmaya değer bir eser olsa gerek. Sanırım batı edebiyatında farklı bir tarzı ve gönül gözü olan nadir şairlerden biri Goethe. Bu güne gelirsek yani 2007 ye. Bizler topumsal yardımlaşma kavramında nasıl bakıyoruz? Örneğin lüks arabamızda sahilden usul usul giderken arabamız ışıkta durduğunda yandaki çöp kutusundan ekmek bulmaya çalışan bir dilenci ne kadar ilgimizi çekiyor. Yada Dünya nın x yerinde haksız yere ölen veya öldürülen insanları haber bültenlerinde gördüğümüzde nasıl devekuşları gibi kafamızı toprağa gömerek hiç bir şey yokmuş gibi sohbetimize devam ediyoruz. Elbette herkes zengin olsun. Ama bu Dünya daki herşey bazı kimselerin emrine verilmiş değildir. Evet bazıları ise buna güçlü olan kazanır diyor. Bu sanırım hayvanlar alminde böyle. İnsanlar ise durup düşünüp analiz yapabiliyor. Ve hayır diyor. Güçlü olan değil iyi olan hakeden kazansın ve yaşasın. Eğer güçlü olan kazanacaksa bu oyunda ben yokum topumu alıp giderim demek de doğru değil. Şöyle bir etrafımıza bakalım. Gururla ekmek ve yaşam mücadelesi veren ama ihtiyaçlarını karşılamayan insanlara hep beraber yardım edelim. O zaman belkide sokaklarda Goethe nin dizelerideki gibi bizimle dalga geçen bohem dilencilerle karşılaşırız. Onlarla şiir konuşur sohbet ederiz. İyiki varmışsın Goethe gönlüne ve kalemine rahmet .


Etiketler:
Eyl 12

Mafya Babası Ve Kurnaz Çevirmen

Mafya babası, korkutabildiği kuruluşlardan alacağı haracı toplaması için sağır ve dilsiz bir tetikçi bulmuştu.Tetikçi polisin eline geçtiğinde, onun fazla bir şey anlatamayacağını düşünüyordu.
Mafya babası, bir süre sonra ödemelerde önemli gecikmeler olduğunun farkına vardı ve bunun hesabını sormaları için iki adamını tetikçiye gönderdi.
Giden adamlar, sağır ve dilsiz tetikçiyle anlaşamayınca mafya babası onu kendi odasına getirtti ve sağır ve dilsiz alfabesi bilen bir çevirmen buldurdu.
Mafya babasının sorusunu çevirmen, sağır ve dilsiz tetikçiye işaretle sordu:
�Paralar nerede?..�
Tetikçi aynı işaretlerle karşılık verdi:
�Ne parası?..Benim paradan haberim yok..Hem neden söz ettiğinizi de anlamıyorum��
Çevirmen mafya babasına döndü ve tetikçinin yanıtını ona iletti:
�Benim paradan filan haberim yok�Hem neden söz ettiğinizi de anlamıyorum�diyor dedi.
Mafya babası belinden tabancasını çıkardı, namlusunu sağır ve dilsiz tetikçinin kafasına dayadı:
�Şimdi son bir kez daha sor bakalım�dedi çevirmene.
�Paralar nerede?..�
Çevirmen, yine el ve parmak işaretleriyle mafya babasının dediklerini iletti:
�Şimdi son bir kez daha sor bakalım�diyor dedi.
�Paralar nerede?..�
Sağır ve dilsiz tetikçi kafasına dayalı silahı görünce daha fazla dayatamadı, paraları sakladığı yeri açıkladı:
�Central Park�ta, Batı 78�inci caddeye açılan kapıdan girince soldan üçüncü ağacın kovuğunda 100 bin doları bulacaktır� dedi işaretle.
Mafya babası, çevirmene döndü ve öfkeyle gürledi:
�Çabuk söyle�dedi.Ne söyledi?
Çevirmen tana tane konuşarak yanıt verdi:
�Dedi ki, �Bu adamın ne parasından söz ettiğini bir türlü anlamıyorum��Ayrıca bir de şunu söyledi:O tabancayı karşısındakinin kafasına dayamak erkeklik değildir�dedi.Ben erkek diye,o tetiği çekebilecek yüreği olan adama derim�


Etiketler: