Eyl 15

Hazreti Fatih, İstanbul’u fethettikten sonra, hemen kendi ismiyle anılan bir cami ve etrafına da büyük bir medrese yaptırdı. Bugünün üniversitesi sayılan medresede, Fatih de, bir oda almak istiyordu. Fakat Fatih’in bu isteğini medresenin ilim neyeti:

— Siz ne talebesiniz, ne de hacegân sınıfındansınız. Bu durumda medresede bir odaya sahip olmanız mümkün değil, dediler.

Hazreti Fatih, aldığı bu cevaba kızmadığı gibi: ,

— Medresede bir odaya sahip olabilmem için, ne yapmam lâzım? dedi.

— İmtihan olmanız lâzım, dediler.

Fatih, aynı talebe imiş gibi imtihana girdi ve imtihanı kazanarak kendi yaptırdığı medresede bir odaya sahip oldu.


Etiketler:
Eyl 15

Cüneyd-i Bağdadî Hazretlerinin gözü ağrıdı. Doktor ona:

— Sakın gözüne su dokundurma!.. Eğer aksini yaparsan gözün kör olur, dedi.

Hazreti Cüneyd:

— Ya abdest almak… Doktor ısrar etti:

— Gözün sana gerekse böyle. Yoksa sen bilirsin…

Tabipten ayrılıp eve gelen Cüneyd-i Bağdadî, abdest aldı iki rek’at namaz kılıp yattı. Uyandığında gözlerindeki bütün ağrılar geçmiş, hatta eskisinden daha iyi görür olmuştu. O sırada hafiften bir ses geldi:

— Cüneyd, bizim için gözünden geçti. Eğer o bizi andığı vakit, bütün cehennem ehlinin affını istese idi, tamamı affolunurdu.

Doktor hastasını ziyarete gittiğinde, hastanın gözlerindeki ağrının tamamen gittiğini ve hastalığın eserinin bile kalmadığını görüp:

— Bu hakkın ilâcıdır. Buna bizim aklımız ermez. Asıl bizim gözümüz hasta imiş de haberimiz yokmuş, deyip imana geldi


Etiketler:
Eyl 15

Bugün memleketin her yerinde, hattâ İslâm dünyasının ve dünyanın her yerinde bir medeniyet alâmeti olarak kabul edilen ve genç -ihtiyar herkes tarafından icra edilen dans denen melanet, ilk defa Kanunî zamanında Fransa’da yapılmaya başlanmıştı. O zaman Osmanlı İmparatorluğunun sınırları Avrupanın ortalarında idi ve Fransa’ya dayanıyordu. Bu dans denen melanetin ilk yapılmaya başlandığını duyan Kanunî, zamanın Fransa Kralına bir mektup yazdı.

Kanunî’nin Fransa Kralına yazdığı tarihî mektup aynen şöyledir:

— Ben ki; kırksekiz krallığın hakanı, Kanunî Sultan Süleyman Han’ım. Sefirimden aldığım rapora göre, memleketinizde dans namı altında kadın – erkek birbirine sarılmak suretiyle, alâmeleinnas icra-i luğbiyat yapılmakta olduğu mesmu-u şahanem olmuştur.

Hem hudud olmaklığımız dolayısiyle, işbu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali muvacehesinde Name-i Hümayunum yedinize vusulünden itibaren, derhal son verilmediği takdirde, bizzat Orduyu Hümayunumla gelip men’e muktedirim!..

Rivayete göre, Kanunî’nin bu mektubundan sonra, Fransa’da yüz sene dans yapılmamıştır.


Etiketler:
Eyl 15

Zenbilli Ali Efendi hakkında anlatılan ikinci mes’ele ise şöyledir:

Yavuz Sultan Selim, İran’la bütün ticarî münasebetlerini kesmiş ve bilhassa ipek ticaretini kat’î surette yasak etmişti. Bu yasağı unutan dörtyüz kadar tüccar ise, İran’la ticarî münasebet kurmuş ve ipek satışında bulunmuşlardı. Yavuz Sultan Selim’ Han, bunların idam edilmesini istiyordu. Zenbilli Ali Efendi ise, idamlarına fetva vermiyordu. Aynı zamanda bu tüccarlar, Zenbilli’yi kurtulmaları için Padişaha aracı kılmışlardı. Zenbilli Ali Efendi, bu mes’eleyi Padişahla konuşurken bir ara padişah:

— Sen devlet işlerine karışma!., dedi.

Bu ağır konuşma üzerine Zenbilli Ali Efendi, padişahın huzurundan selamlamada bile bulunmadan çıkıp gidiyor.

Daha sonra Zenbilli’nin haklı olduğuna kanaat getiren Yavuz, dörtyüz tüccarı affettiği gibi Şeyhu’l İslâm’dan özür diliyor ve gönlünü almak için ona Rumeli ve Anadolu Kazaskerliklerini teklif ediyor.

Fakat bu teklifi:

— Allahla yeminim vardır, hiçbir siyasî vazife kabul etmeyeceğim, diyerek reddeden büyük ilim adamı, orada da İslâm dinine ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor.

Bunun üzerine Yavuz, Zenbilli’ye beşyüz duka altın hediye ederek kusurunun bağışlanmasını istiyor.


Etiketler:
Eyl 15

Bilindiği gibi Yavuz Sultan Selim, şiddetiyle ve hiddetiyle meşhur bir Osmanlı Padişahıdır. Yavuz zamanında, İranla İmparatorluğun arası son derece açılmıştı. Yavuz, Şah İsmail’i bozguna uğrattıktan sonra bütün alevileri kılıçtan geçirmiş ve İstanbul’a dönerek, aynı şeyi hristiyanlar için de plânlamaya başlamıştı. Bu mesele hakkında, yani hristiyanların da kılıçtan geçirilmesi hakkında, Şeyhu’l Islâmı Zenbili Ali Efendiden fetva istedi.

Şeyhu’l İslâm ise, gizlice patriğe haber gönderip meseleyi bildirdi ve padişahın huzuruna bir heyet göndermelerini tavsiye etti. Rum patriğinin padişahın huzuruna çıkmasını ise, Sadrazam Piri Mehmed Paşa ile görüşen Şeyhu’l İslâm Zenbili Ali Efendi temin etmişti yine.. Rum Patriği padişahın huzuruna çıkmak üzere Edirne’ye geldiği zaman, Piri Mehmet Paşa sözünde durdu ve heyet huzura kabul edildi. Yavuz:

— İsteğiniz nedir?

Diye sorduğunda, onlar Şeyhu’l Islâmın verdiği talimat üzere şunları söylediler:

— Sultanım, dedeniz Fatih, İstanbul’u aldığı zaman hiçbir şekilde İslâm dinine girilmesi için icbar etmedi. Hatta hristiyan din adamları Fatih’ten büyük yakınlık gördüler ve kiliselerde ibadetlerine devam ettiler. Eğer yanmamış olsaydı, size Fatih’in fermanını bile ibraz edebilirdik. Hem Kur’an-ı Kerîmde de: «Dinde icbar yok» buyurularak bir serbesti ve hürriyet tanımıştır, dediler.

Rum heyetinin bu sözleri, huzurda bulunan bazı yaşlı yeniçerilerin de tasvibiyle Yavuz «Kılıçtan Geçirme» kararından vazgeçiyor ve bütün kiliseleri camiye tebdil etmekle yetiniyor.

Hristiyanlara ise dilerlerse ahşap olmak şartıyla kilise yapmalarına müsaade ediyor.

Bu mes’elede görüldüğü gibi, Zenbili Ali Efendi, İslâmî hükümlerin tatbikinde hiçbir zaman hissî hareket etmemiş ve daima İslâmî çerçeve içinde kalmayı tercih etmiştir.


Etiketler:
Eyl 15

Kanunî Sultan Süleyman’ın, bahçede kıymetli bir ağacı vardı. Bu ağacı karıncalar sardı. Kanunî karıncalar için Şeyhu’l İslâm Ebussuûd Efendiye bir tezkere yazdı:

— Ağacımı bürüdü karınca, Günahı varmıdır (onu) karınca?… Şeyhu’l İslâm Kanuniye cevap veriyor:

— Yarın mahşer yerine varınca, Hakkını alır Süleyman’dan karınca…


Etiketler:
Eyl 15

Bir padişahın canından çok sevdiği bir devesi vardı. Padişah sadece bu deveye bakmaları için birkaç kişi vazifelendirmişti. Padişahın deveye olan sevgisi o kadar fazla idi ki:

— Kim bana bu devenin öldüğünü söylerse onun kellesini keserim, diyordu.

Fakat deve de nihayet bir hayvandı… Bir gün beş gün derken kaç sene yaşadıysa her hayvan gibi o da öldü. Şimdi kim gidip de padişaha:

— Deve öldü!, diyebilecekti.

Bir – iki gün sonra içlerinden biri:

- Ben bunu gider padişaha söylerim, dedi ve padişahın huzuruna çıkıp saymaya başladı:

- Sultanım kıymetli deveniz yattı kalkmıyor, yumdu gözlerini açmıyor, uzattı ayaklarını toplamıyor…

Adamı sonuna kadar dinleyen padişah:

— Desene deve öldü, demiş.

Adam:

— Padişahım onu da siz söyleyin, çünkü işin içinde kelle var, diyor.


Etiketler:
Eyl 15

Bütün dinleri ve bu arada îslâmiyeti de tetkik eden, Kur’an-ı Kerîm’i inceleyerek, Hak din olduğuna kanaat getirdiği için Müslüman olan bir Alman, İslâm dininin doğuş yeri olan Suudi Arabistan’a gitmişti. Orada insanların Îslâmiyeti yaşayış biçimlerine ve itikadlarına muttali olup Kral Faysalla da görüşünce:

— Allah’a şükürler olsun ki, sizi ve ülkenizi görmeden müslüman oldum. Benim okuduğum kitaplar ve Kur’an-ı Kerim hatalı olmadığına göre, sizin İslâmla bir alâkanız olmasa gerek, diyor.


Etiketler:
Eyl 15

Hasan-ı Basrî Hazretleri ile bir papaz münazaraya tutuşurlar. Hasan-ı Basrî Hazretleri hak dinin ancak İslâmiyet olduğunu ve o gelmekle diğer dinlerin hükümlerinin Allah tarafından iptal edildiğini, her ne kadar delilleri ile ortaya koydu ise de papaz bir türlü kabul etmez.

En sonunda Hasan-ı Basrî Hazretleri, papaza:

— İkimiz de elimizi ateşe sokalım, hangisi yanmazsa onun dediği doğrudur, der.

Tabii papaz korkar ve elini ateşe sokmağa yanaşmak istemez. Bu sefer Hasan-ı Basrî Hazretleri ateşin başında münakaşa yaparlarken tutar papazın elini zorla ateşe sokar. Fakat hayret! Bu sefer papazın eli de yanmaz. Papaz hayretler içinde Hasan-ı Basrî Hazretlerinin yüzüne bakarken içine:

— Senin elin Kur’an okuyan bir ele değdi. Ondan dolayı ateş onu yakmaz oldu, diye ilham gelir.

Hasan-ı Basrî’nin açık kerametini ve îslâmın mucizesini gözleriyle gören papaz «Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Resûlüh» deyip îslâmiyeti kabul eder.


Etiketler:
Eyl 15

İyi kalbli sağır bir adam, komşusunun hasta olduğunu duyup ziyaretine gitmek istemiş ve kendi kendine:

— Ben sağırım, o ise hasta… Adamın sesi zaten zor çıktığı için fazla zorlamaya gerek yok. Hastaya sorulan şeyler ve alınan cevaplar zaten bellidir. Ben nasılsınız derim, o iyiyim, der. Ben de ne yiyorsunuz derim, o bir yemek ismi söyler, ben de afiyet olsun, derim… Doktorlardan tedaviye kim geliyor, derim, o bir doktor ismi söyler. Ben de iyi bir doktor derim, olur biter, diye düşünür ve hastayı ziyarete varıp baş ucuna oturur.

— Nasılsınız?

Dîye hâl-hatır sormaya başlar. Hasta inleyerek:

— Ölüyorum, diye cevap verince, sağır hazırlandığı gibi:

— Oh, oh çok güzel çok güzel… Memnun oldum, diye mukabele eder.

Hasta sinirlenir:

— Bu ne demek, adam ölmemi istiyor galiba?, der.

Adam tekrar sorar:

— Ne yiyebiliyorsunuz?

Hasta sinirli sinirli:

— Zehir yiyorum!, der.

Sağır onun bir yemek ismi söylediğini sanıp:

— Afiyet olsun çok güzel, inşallah daha iştahınız açılır, der. Hasta büsbütün çileden çıkar.

Sağır adam sormaya devam eder:

— Tedavi için hangi doktor geliyor?

Hasta:

— Hadi be defol şurdan, Azrail geliyor, Azrail!… diye cevap verir.

Sağır:

— Çok iyi, bilgin tecrübeli bir doktor. İnşallah iyi gelir, deyince, hasta artık dayanamaz.

— Kahrol!!!

Diye bağırır. Sağır ise komşusunun hakkinı yerine getirmiş bir insanın sevinci içinde ayrılır.


Etiketler: