Eyl 14

Efendi sorar:

- Kibrit ısmarlamıştım. Aldın mı?

- Aldım efendim.

- Şimdi taklit kibritler çoğaldı. Çakıyorsun çakıyorsun ateş almıyor. Dikkat etseydin de taklidi olmasaydı.

- Hayır değil efendim.

- Nasıl anladın?

- Birer birer yakıp kontrol ettim!


Etiketler:
Eyl 14

Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi
takip ederken, şaşkınlığını gizliyemiyordu.
Onu hayrete düşüren şey,
“Bizim eve bile sığmaz” dediği o güzelim balonların
adamı nasıl havaya kaldırmadığı idi.
Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor
ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın
kendisine baktığını farkederek ona doğru yaklaştı
ve bütün cesaretini toplayarak:
-Baloncu amca, dedi. Biliyormusun benim hiç balonum olmadı.
Adam çocuğu söyle bir süzdükten sonra:
-Paran var mı? diye sordu. sen onu söyle.
-Bayramda vardı, diye atıldı çocuk, önümüzdeki bayram yine olacak.
-Öyleyse bayramda gel, dedi adam. Acelem yok, ben beklerim.
Çocuk sessizce geri döndü. O ana kadar balonlardan
ayırmadığı gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali
kalmamıştı. Bir kaç adım attıktan sonra elinde olmadan
tekrar onlara baktığında, gördüklerine inanamadı.
Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve
yol kenarındaki büyük bir akasya ağacının dallarına takılmıştı.
Çocuk, olup bitenleri büyük bir merakla takip ederken,
baloncu ona doğru dönerek:
-Küçük, diye seslendi. Balonları ağaçtan kurtarırsan
birini sana veririm. Yapılan teklif,
yavrucağın aklını başından almıştı.
Koşarak ağacın altına doğru yöneldi ve ayakkabılarını
aceleyle fırlatıp tırmanmaya başladı.
Hedefine adım-adım yaklaşırken duyduğu heyecan,
bacaklarını kanatan akasya dikenlerinin acısını
hissettirmiyordu. Sincap çevikliğiyle balonlara
ulaştığında bir müddet onları seyretti ve
dallara dolanan ipi çözerek baloncuya sarkıttı.
Ancak balonlardan birisi iyice sıkıştığından
diğerlerinden ayrılmış ve ağaçta kalmıştı.
Çocuk onu kurtarmaya kalkışsa,
dikenlerden patlayacağını çok iyi biliyordu.
İster istemez balonu yerinde bırakıp
aşağıya indi ve adam dönerek:
-Birini bana verecektiniz, dedi. Hangisi o?
Adam elini tersiyle burnunu sildikten sonra:
-Seninki ağaçta kaldı evlat, dedi. İstersen çık al.
Çocuk bu sefer ayakta bile duramadı.
Kaldırım kenarına oturup baloncunun
uzaklaşmasını bekledikten sonra,
dallar arasında parlayan balona uzun uzun bakarak:

“Olsun”, diye mırıldandı. “Olsun.” Ağacın üzerinde
kalsa da, bir balonum var ya artık..


Etiketler:
Eyl 14

Bir mecliste aşıdan ve bu sayede çocukların ölümden kurtulduğundan söz edilir. Ahmağın biri :

“Adam sen de. Ben bir çocuk biliyorum ki aşılandığının ikinci günü öldü!” der.

“Nasıl?” diye sorarlar. Ahmak şu cevabı verir:

“Aşılandıktan bir gün sonra bir ağaca çıkmıştı. Düştüğü gibi öldü!


Etiketler:
Eyl 14

Vaktiyle padişahlardan biri şehri dolaşmaya çıkmıştı. Tanınmamak için kıyafetini değiştirmiş, yanına da bir kölesini almıştı. Halkın kendi yönetimi hakkında neler düşündüğünü öğrenmek istemisti.

Mevsim kıştı. Soğuk her yeri kasıp kovuruyordu.

Yolu bir mescide düştü.

İki yoksul bir köşede titreyerek oturuyordu. Gidecek başka yerleri yoktu.

Onların ne konuştuklarını merak eden padişah yanlarına sokuldu.

Fakirlerden şakacı olanı soğuktan şikayet ediyordu:

- Yarın cennete gittiğimizde bizim padişahı oraya sokmayacağım! Cennetin duvarına yaklaştığını görürsem, pabucumu çıkarıp kafasına vuracağım.

Öteki merakla sordu:

- Onu niçin cennete sokmayacakmışsın?

- Tabii sokmam. Biz burada soğuktan donarken o sarayında keyif sürsün. Bizim halimizden haberdar olmasın. Sonra da kalkıp cennette bana komşu olsun. Ben öyle komşuyu istemem arkadaş, dedi.

Gülüstüler.

Padisah kölesine:

- Bu mescidi ve adamları unutma! dedi.

Saraya dönünce mescide adamlarını yolladı. İki fakiri alıp saraya getirdiler.

Zavallılar başımıza neler gelecek diye korkuyla bekleşirken onları dayalı, döşeli bir odaya yerleştirdiler.

- Burada yeyip, içip yatacak, padişahımıza dua edeceksiniz. Cennette size komşu olmasına karşı çıkmıyacaksınız, dediler.

Padişah ne iyi kalpli imiş, değil mi? Peygamberimiz yoksula yardım edenleri şöyle övmüştür:

“Bir mü’mini dünya dertlerinden kurtaranı, Allah, ahiret dertlerinden kurtarır.”


Etiketler:
Eyl 14

Hikaye’nin Adı
:

Kedi Eti Yedi

Yazar Hakkında Bilgi
:

Ömer Faruk Yılmaz

Hikaye Yazıcı Versiyonu

Görüntülenme Sayısı
: 367 kez

Eklenme Tarihi

:
12 Mayıs 2006 Cuma

Ortalama Puan
: % 80

Toplam Oy veren

:
6 Kişi oy vermiştir.

Geçimini zorla temin eden fakir, yumuşak huylu bir adam vardı. Ağzı var, dili yok olan bu adamın müsrif ve hilekar bir karısı vardı. Adam eve ne getirse hemen harcar, boşa giderirdi. Adam da korkusundan sesini çıkaramazdı.

Bir gün adam, misafirini ağırlamak için binbir sıkıntıyla 2 Kg. et aldı, eve getirdi. Kadın eti kebap edip komşularıyla bir güzel yedi. Akşamüstü adam misafıriyle beraber eve geldi. Hanımına:

- “Hanım! Biz geldik, yemek hazır mı?” diye seslendi. Kadın üzgün bir halde:

- “Ah efendi, başıma neler geldi, bir busen. Senin gönderdiğin eti tam pişirecektim ki, bizim tekir kedi eti aldığı gibi kaçtı. Arkasından çok koştum ama yetişemedim. Napalım, sağlık olsun. Haydi şimdi git yine et al da gel” dedi.

Adam karısının huyunu bildiği için sesini çıkarmadı. Ama şüphelenmişti. Hizmetçisini çağırıp:

- “Aybek, çabuk teraziyi getir, bizim kediyi tartacağım.” Aybek teraziyi getirdi. Adam kediyi tarttı, kedi 2 Kg. geldi. Hanımına:

- “Hanım! Bu kediyse, söyle et nerede? Yok etse, bizim kedi nerede?” dedi.

ÖĞÜTLER:

* Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Hile ve yalana başvuranın yalanı çabucak ortaya çıkar. Çünkü gerçekler saklanamaz.

* Suyla yağın Resûlullah (s.a.v.) birbirine karışmadığı gibi, doğruyla yalan da birbirine karışmaz.


Etiketler:
Eyl 14

Öğretmen çocuklardan Dünyanın Yedi Harikasını yazmalarını ister.

Gelen cevaplar şöyledir:

1- Artemis Tapınağı,

2- İskenderiye Feneri,

3- Helyos Heykeli-Rodos,

4- Babil’in Asma Bahçeleri,

5- Mausoleum-Bodrum,

6- Zeus Heykeli-Olimpia,

7- Piramitler-Mısır…

Öğrencilerden birisi kağıdını vermekte tereddüt eder ve öğretmene; “Bence Dünyanın 7 Harikası bunlar değil!” der.

Diğer öğrenciler gülüşür. Öğretmen son derece anlayışlı bir şekilde;

- “Peki, söyle bakalım senin listende neler var?”

Önce duraksar ve sonra okumaya başlar çocuk:

- “Bence Dünyanın 7 Harikası:

1- Görmek,

2- Duymak,

3- Dokunmak,

4- Tatmak,

5- Hissetmek,

6- Gülmek,

7- Ve Sevmek…”


Etiketler:
Eyl 14

Küçükken bir gün, sirke bilet almak için babamla birlikte sırada bekliyorduk.

Sonunda bilet gişesi ile aramızda yalnızca bir aile kalmıştı. Hepsi de 12 yaşından küçük sekiz çocukları vardı. Çok paraları olmadığı belliydi. Giysileri eski ama temizdi ve çok uslulardı.

İkişer ikişer elele tutuşmuş, anne babalarının arkasında sırada bekliyorlardı. O gece görecekleri palyaçolar, filler ve diğer şeyler hakkında heyecan içinde konuşuyorlardı. Hayatlarında ilk kez sirke gideceklerini anladım. Bu, onların kısa yaşamlarındaki en önemli olaylardan biri olacaktı.

Sıranın başında anne ve baba kendileriyle gurur duyuyorlardı, kadın eşine, ” Sen benim parlak zırhlı şövalyemsin” der gibi bakıyor, adam da “Sen her şeye lâyıksın” der gibi, gülümsüyordu.

Biletçi kadın, adama kaç bilet istediğini sordu. Adam gururla “Sekiz çocuk iki büyük lütfen,” dedi.

Biletçi biletlerin fiyatını söyleyince, kadın adamın elini bıraktı, başını önüne eğdi. Adamın da dudakları titremeye başlamıştı.

Biletçiye biraz yaklaşıp sordu: ” Ne kadar dediniz?”

Biletçi fiyatı yineledi.

Adamın o kadar parası yoktu. Çocuklarına dönüp onlara sirke götürecek kadar parası olmadığını nasıl söyleyebilirdi?

Olanları gören babam, cebinden 20 dolarlık bir banknot çıkardı ve parayı yere attı. Aslında hiç zengin sayılmazdık. Neyse, sonra babam eğildi, parayı aldı, adamın omuzuna dokundu ve:

“Affedersiniz, bu sizden düştü” dedi.

Adam olanları anladı. Yardım dilenmiyordu, ama parayı ümitsiz, acı ve utanç verici bu koşullar altında kabul etti. Babamın gözlerinin içine baktı, elini iki elinin arasına aldı ve hafifçe sıktı.

Yanağından bir damla gözyaşı süzülürken, ” Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim. Bana ve aileme dünyaları verdiniz,” dedi.

Babamla birlikte arabaya dönüp evimize gittik. O gece sirke gidemedik, ama bunun hiç önemi yoktu.


Etiketler:
Eyl 14

Toprak ana, üzerinde gezen dolaşan , birbiriyle arada bir didişen , arada bir dostluk kuran hayvanları ilgiyle seyredermiş.

Birbirine hiç benzemeyen değişik türde hayvanın , hayatlarını mutlu bir şekilde sürdürmesinden büyük zevk alırmış.

- “Nasılsın sevgili maymun ” diye sormuş bir gün:

- “Ben çok iyiyim “demiş maymun gülümseyerek, sonra da eklemiş;

- “Benim kendimi iyi hissetmem için pek çok neden var; iyi koşmak, ağaçlara tırmanmak aynı zamanda zeki de sayılırım. O kadar oyuncuyum ki herkesi kendime hayran bırakırım. Ağaçlar yiyebileceğim meyvelerle dolu ama şu hantal ayı gibi olsa idim sanırım halimden şikayetçi olurdum.”

- “Ne diyorsun demiş ayı, ben bir kere senden daha güçlüyüm. Üstelik aç da kalmam, meyve bulamazsam et de yerim; böylece aç kalmak nedir bilmem. Ağaçlara tırmanacak kadar çevik, suda yüzecek kadar da yetenekliyim ama şu hantal fil kadar olsam herhalde ben de yakınırdım”

Bunu duyan fil homurdanmış;

- “Ben koca hortumumla ister ağaçların dallarını keser, körpe otları koparırım, hepiniz sıcaktan bunalırken, istesem her gün banyo yaparım, koca gövdemle tüm yolu kaplarım, üstelik çok da hızlı koşarım ama şu balina gibi yağ torbası olsam belki haklı olabilirdiniz..

Tam o sırada toprak ana hayvanlar arasındaki tartışmayı kesmiş ve kendi kendine şöyle söylenmiş :

- “Şu hayvanlar çok hoş canlılar doğrusu!! İnsanlara ne kadar da benziyorlar. Herkesin iki tane heybesi var boynunda. Bunlardan birini önlerine, diğerini arkalarına atıyorlar.Önlerinde tuttukları heybelere, başkalarının kötü özelliklerini dolduruyorlar. Böylece kendilerini daha üstün görüyorlar . Arkadaki heybelere ise kendilerinde olup da beğenmedikleri özellikleri gizlemeye çalışıyorlar. İyi ve kötü yanlarını birlikte göremiyorlar. Oysa her insanın hem iyi hem de kötü yanları olabilir ve bu onların doğasında vardır.”


Etiketler:
Eyl 14

Cevat şöyle demektedir. Bir öğretmen gördüm. Yanında biri uzun biri kısa iki değnek, bir top, bir cirit, bir boru, bir davul vardı.

Bunların ne olduğunu sordum. Dedi ki:

- Okulumuzda yaramaz çocuklar çoktur. Birine “Oku dersini” diyecek olsam sözümü dinlemez, ben de önce kısa değnek ile vururum.

Uzaklaşır; sonra uzun değneği yetiştiririm. Kaçar, o zaman topu ciride koyup atar, başını yararım. 0 zaman arkadaşları harekete geçip başıma üşüşürler. Dövmeye başlarlar. Ben de çaresiz kalarak davulumu boynuma, borumu elime alır çalmaya başlarım.

Hengameyi duyan mahalle halkı koşup gelirler. Beni çocukların elinden kurtarırlar.


Etiketler:
Eyl 14

İhtiyar adamın biri, hastalanıp yatağa düşer. Çocukları doktor çağırır. Doktor gelir, hastanın şikayetlerini dinler, tansiyonunu, nabzını ölçer, sırtını dinledikten sonra:

- “Neyiniz var bey amca?” diye sordu. Hasta:

- “Ah! Sorma evladım, başım ve beynim ağrıyor.” Doktor:

- “Merak etme! Bu ağrılar hep ihtiyarlıktan.” Hasta:

- “Fakat gözümde de bulanma ve kararma var.” Doktor

- “Önemli değil, ihtiyarlıktan.” Hasta:

- “Sırtımda çok şiddetli bir ağrı var.” Doktor:

- “O da ihtiyarlıktan.” Hasta:

- “Doktorcuğum! Ne yersem dokunuyor, hazmedemiyorum.” Doktor:

- “Bak bey amca! Mide hazımsızlığın da ihtiyarlıktan.” Hasta:

- “Oğlum! Rahat nefes alamıyorum, nefesim daralıyor.” Doktor:

- “Bakınız, bu da ihtiyarlıktan. İnsan ihtiyarlayınca, akciğerleri iyi işleyemez olur.” deyince hasta iyice kızmış bir vaziyette:

- “Ey ahmak doktor! Sen ne biçim doktorsun öyle. ‘İhtiyarlıktan’ demekten başka şey öğrenmedin mi? Tek cevaba saplandın kaldın! Ey cahil! Sen bilmiyor musun ki, Allahü Teâlâ her derdin dermanını da vermiştir. Yazıklar olsun sana. Doktorluğun böyle zayıf olunca, böyle söylüyorsun.” deyince, doktor:

- “Ey yaşı geçmiş, işi bitmiş adam! Bu kızgınlığın ve sinirin de ihtiyarlıktan… Sabrın tükenmiş, bu yüzden hiddetleniyorsun.” der.

ÖĞÜTLER:

* Gençlik, kıymeti bilinmesi bir çağ. Geçmiyecek gibi geliyor ama, bir bakıyorsunuz yaşlanılmış.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), kıyamet gününde insanoğlunun hayatından hesabını vermeden bir adım bile atamıyacağı beş konuyu şöyle izah etmiştir:

- “Ey kulum!

l- Ömrünü nerede geçirdin?
2- Gençliğini nerede harcadın?
3- Malını nerede kazandın?
4- Malını nereye harcadın?
5- Sıhhatini nasıl kullandın?”


Etiketler: