Eyl 19

Kadın ve erkeğin orgazm sırasında çekilen beyin tomografileri, iki cinsin orgazmı son derece farklı boyutlarda yaşadığını ortaya koyuyor.İlginç olan bir başka nokta da şu: Porno filmlerle gülüp geçtiğimiz çoraplı seks, orgazm oranını yüzde 50’den yüzde 80’e çıkartıyor.

Bundan böyle kadınların orgazm taklidi yapıp yapmadığını bilimsel olarak anlamak mümkün olabilecek. Bilim adamları yüzyıllardır merak edilen bir sorunun cevabını buldular. Orgazm sırasında çekilen beyin tomografisi orgazmın gerçek mi yoksa taklit mi olduğunu gösteriyor. Orgazmın beyinde başlayıp bittiğini kanıtlayan bu ilk orgazm taraması, kadınların orgazm sırasında beyinlerinin tamamiyle bloke olup korku, üzüntü, sevinç gibi duygulara kapandığını açıklıyor.

Yirmi dört çift üzerinde yapılan incelemelere göre, orgazm anında kadınların beyin faaliyetleri bloke oluyor. Özellikle duyguları kontrol eden bölümlerde hiçbir hareket saptanmadı. Orgazm taklidi yapan kadınların beyin taramasında beyincikte faaliyet olduğu açıkça görülüyor.

Öte yandan kadın ve erkeklerin farklı yollardan orgazm olduğu kaydedildi. Erkek beyni fiziksel temas üzerinde yoğunlaşırken, orgazm sırasında çekilen beyin görüntüsü kadının orgazmının çok daha karmaşık olduğunu kanıtlıyor. Kadınlar cinsel organların uyarısından daha çok, derin ve yoğun duygularla orgazm olurken bu da dakika dakika görüntülenebiliyor.

Bilim adamları erkek orgazmının kadına oranla çok daha kısa olması nedeniyle erkek orgazmını görüntülemekte zorluk yaşamışlar. Erkeğin orgazmı duygusal bir derinlikten daha çok fiziksel bir temas olarak yaşaması ise atmosfer, çevre şartları ve duygusal yoğunluğun erkek orgazmında çok önemli bir yer teşkil etmediğini gösteriyor. Ayrıca çiftler üzerinde incelemeler yapan bilim adamları, çorap giyen çiftlerin daha iyi orgazm olduklarını da açıkladılar.

Konuyla ilgili araştırma yapan Dr. Gert Holstege, orgazmları esnasında beyin tomografileri çekilen çiftlerin, ayaklarına çorap giydikleri zaman orgazm olma oranının yüzde 50’den yüzde 80’e çıktığını belirtti. Yapılan incelemeler sevişme sırasında beyni tüm duygulardan arındırıp, sadece partnere konsantre olmanın orgazm kalitesini artırdığını da gösteriyor.


Etiketler:
Eyl 19

Eşlerini aldatan kadınlarla ilgili haberler gazete manşetlerinden düşmüyor. Uzmanlara göre kadın en çok kocasından ilgi görmediğinde aldatıyor.Sosyetik güzelin ihaneti… Karısını eski ortağıyla yakaladı, tek celsede boşandı… Aile dostlarıydı, eşini elinden aldı…

Son günlerde bu tarz “aldatma” haberleri medyada sıkça yer buluyor, olayların kahramanları kısa bir süreliğine olsa da ortadan kaybolmayı tercih ediyor. Üstelik erkeklerin “aldatma” hikayelerinden çok kadınlarınki manşetlere çıkıyor. Uzmanlara sorduk; “Kadınlar neden aldatır?”

Psikiyatr Kerem Doksat:

Gelir düzeyi yüksek kadınlar daha kolay aldatıyor ve bu ortaya çıkmıyor.

Evlilik terapisti İlkim Öz:

Kadın intikam için de aldatabiliyor. Böyle tehlikeli bir yönleri var.

Psikiyatr Cem Mumcu:

Maddi ve manevi zarara uğramaktan korkuluyor. Etraf sahte evliliklerle dolu.

Kadınlar şefkat istiyor bulamayınca aldatıyor

Son yıllarda eşlerini aldatan kadınların haberleri gazete manşetlerinden inmiyor. Uzmanlara göre iki taraf da aldatıyor ama sebepler farklı; erkekler cinsellik, kadınlar ise sevgi arıyor.

Aldatmak, her kültürde farklı anlamlar içerse de tekeşli sistemin ve orta sınıf ahlakının geçerli olduğu toplumlarda affedilmesi zor bir ‘ihanet’ olarak kabul ediliyor. Tarihi, neredeyse insanlık kadar eskilere dayanıyor ve mağduru da rakam veremeyeceğimiz kadar çok….

Günümüzde ise eşlerin birbirini aldatmasının nedenleri kişiden kişiye değişiklik gösterdiği gibi nedense erkeklerin kadınlara oranla eşlerini daha çok aldattığı düşünülür.

Orta sınıf ahlakının geçerli olduğu gruplarda erkeklerin aldatması kolaylıkla affedilir ancak kadının aldatması genellikle gazetelerin 3. sayfalarında acı haberlerle son bulur. Bu sistemde kadın cezalandırılır, erkekse affedilir! Ancak farklı örnekler de yok değil… Eşi tarafından yıllarca aldatıldığını hatta iki çocuğundan birisinin kendisinden olmadığını öğrenen D.E., eşine zarar vermek yerine hakkını mahkemede aramıştı.

Sosyal ve ekonomik açıdan toplumun daha üst bir kesimini temsil eden tarafta da aldatma hikayeleri son zamanlarda medyayı oldukça meşgul ediyor. “Suşi skandalı” olarak günlerce konuşulan en ‘yeni’ aldatma hikayesinin başrol kahramanları ise iki erkek ve üç kadındı.

İstanbul’daki Mori Sushi restoranının sahiplerinden Ari Duek, ortağı Emre Muratoğlu’nun eşi İrem Tuncalı ile birlikte olmuştu. Duek’in eski sevgilisi de bunu aldatılan eşe anlatınca Emre Muratoğlu eşi İrem Tuncalı’dan ayrılmış ve iş ortaklığını da bitirmişti. Ari Duek, eşi tarafından “Bu ne ilk ne de son olacak” gerekçesiyle affedilmişti.

Araştırmalar Türkiye’de kadınların da erkekler kadar eşlerini aldattığını ortaya koyuyor. Ancak her kesimin ‘aldatma’ya verdiği tepkiler farklı. Mardin’de bir namus cinayetine gerekçe olarak gösterilirken, sosyetede yaşanan benzer bir olayın üstü kolaylıkla kapatılabiliyor.

Evlilik terapisti İlkim Öz’e göre erkek ve kadının aldatma nedenleri farklı; “Kadın eğer eşiyle iletişim kurmakta zorlanıyorsa, cinsel sorunlar yaşıyorsa aldatabiliyor. Kadın intikam için de aldatabiliyor. Bana gelen bir vaka vardı. Erkek 5 kez aldattığı için kadın da onu 4 kez aldatmış. Bir hakkı daha kaldığını söylüyordu.

Bunu bir maç olarak görüyor. Eğer özgüveni eksikse, eşiyle kişilik çatışmasına girdiyse, kendini kanıtlamak için de aldatabiliyor. Yakın bir zamanda Türkiye’de yapılan bir araştırma sonucunda aldatma oranı yüzde 50 çıktı. Kadınlar daha az aldatıyor, diye bir şey yok. Son 10 yıldır bir artış var. Ama erkekler eşlerinin kendilerini aldattıklarına inanmıyor.”

Alt sınıftan seçiliyor

Psikiyatr Kerem Doksat, sosyal ve ekonomik açıdan üst kesimdeki insanların daha çok eşlerini arkadaşlarıyla aldatmalarına da şöyle bir yorum getiriyor: “Üst sosyal ekonomik gruplarda çevre dar. İster istemez böyle bir şey olur. Mesela Prenses Diana da eşini ilk olarak aristokrat olmayan biriyle yani seyisiyle aldattı.

Bizim sosyetede de böyle şeyler olur. Evdeki çalışanla karısını aldatıp daha sonra evlenen adamlar var. Kadınlar da şoför ya da evde çalışanlardan biriyle yapabiliyor bunu. Karı ile koca arasında yaş ve kültür farkı varsa kadının onu arkadaşıyla ya da alt sınıftan biriyle aldatma riski yüksek. Bunun nedeni de intikam. Kadının aksine o gruptaki erkekler genelde arkadaşının karısıyla aldatma riskine girmez. Bunun yerine pahalı fahişelere gider ya da metres hayatı yaşar.”

Psikiyatr Cem Mumcu ise kadının aldatmaya meyilli olmadığını belirtiyor: ” Kadın, erkeğe göre aldatmaya meyilli bir yaratık değil. Erkek daha meraklı. Eğer ortada patalojik bir vaka yoksa kadınlar cinsellik için aldatmıyorlar. Benim sahici bulmadığım bir şeyler oluyor bizim ülkemizde.

İnsanlar bir yandan orta sınıf ahlakını korumak bir yandan sosyal, ekonomik ve kariyerleri adına mutsuz ilişkilerini sürdürmek zorunda kalıyorlar. Maddi ve manevi zarara uğramaktan o kadar çok korkuyorlar ki etraf sahte evliliklerle dolu. Son zamanlarda eşlerini aldatan kadın sayısında artış olduğu da bir gerçek…”


Etiketler:
Eyl 19

Kaşınızı kime aldırmalısınız?Bunun için kaşınızı alacak kişinin kendi kaşlarını nasıl aldığına bakmanız yeterli. Kuaför salonuna girdiğinizde kaş alacak kişinin kaşlarına dikkatlice bakın.

Kaşları iyi alınmış gözüküyorsa tereddüt etmeden kaşlarınızı ellerine teslim edebilirsiniz.

Bu görüntüye sahip olmak için 3 neden

* Kalın görünümlü kaşlar, göz bölgenizi daha çok vurgular.
* Göz makyajına fazla zaman harcamanıza gerek kalmaz.
* Kavis olmadığı için kendiniz de kolayca düzeltebilirsiniz.

Eski alışkanlık, yeni trend

Bumerang görünümlü kaşlara elveda: Son yıllarda hemen hemen herkesin tercihi olan ince ve kavisli kaşlara veda etmenin zamanı geldi. Bu tip kaşlar, yüze kızgın bir ifade verdiği gibi, yaşı da büyük gösteriyor!
Hafif eğimli, kalın kaşlara merhaba: Yeni kaş modelinizle yüzünüzün ifadesi yumuşayacak. Ancak, bu kaş modelini, seksenli yılların dağınık ve kalın kaş modası ile karıştırmayın!

Kaş alma metodları

Cımbız: Yeni kaş modasını uygulamak için önce profesyonel ellere ihtiyacınız olacak. Daha sonra kendiniz aynı şeklin üzerinden düzeltebilirsiniz. Kalın kaşlar, ince kaşlara göre daha az uğraş isteyeceği için cımbızla düzeltmeniz yeterli olacaktır.

Ağda: Ülkemizde henüz fazla yaygınlaşmasa da ağda ile kaş almak pratik ve acısız bir yöntem. Gür ve inatçı kaşlar için cımbızdan daha etkili olan ağdayı kendiniz uygulamayın. Bu işlemi kaşınızı alan kişinin yapması daha doğru olur.

Kaş boyama metodları

Yeni kaşlarınıza kavuşmak için biraz zaman, biraz da sabır gerekeceği için, kalınlaşma sürecinde kaşlarınızı boyayarak düzgün bir görüntü elde edebilirsiniz. Kaş renginizin saç renginizle uyumlu olması için kaşlarınızı saç boyası ile değil de kozmetik reyonlarında bulabileceğiniz kaş kit’leri ile boyayın. Hemen hemen her markanın kaş kit’i var.

Evde kaş alma yöntemleri

Kaşlarımı kimseye elletmem kendim alırım diyorsanız yeni kaş modasını evde de uygulayabilirsiniz.

1. ADIM: Bir kalemi burnunuzun kenarına paralel şekilde tutarak kaşınızın başlangıç noktasını belirleyin. Kaşınızın en yüksek bölgesini yani eğimin başlayacağı yeri belirlemek için kalemi göz bebeğinizin bitiş noktasına paralel tutarak işaretleyin. Bitiş noktasını belirlemek içinse, kalemi gözünüzün dış köşesinden kaşınıza diagonal tutun.

2. ADIM: Göz kalemiyle işaretlediğiniz noktaları birleştirerek kaş şeklinizi oluşturun. Daha sonra cımbız, ip veya ağda yardımıyla işaretin üzerinden alın.

Kaşlarınızın görüntüsü kalın olacağı için birden fazla tüy çekmeyin. Kaşlarınızı tek tek alın ki arada boşluklar olmasın. Kaşlarınızın üst bölgesi için de aynı durum geçerli. Çok fazla tüy alırsanız kaşınızın şeklini bozabilirsiniz.

3. ADIM: Kaş fırçası ile tarayıp, uzun tüyleri makasla kesin.


Etiketler:
Eyl 19

Çoğu kadının en büyük hayali biçimli ve diri kalçalara sahip olmak.Önceleri gerçekleştirilmesi imkansız gibi görünen bu hayal aslında hiç de ulaşılmaz değil. Yeter ki yapmanız ve kesinlikle yapmamanız gerekenleri bilin.

Tıpkı Jennifer Lopez’inki kadar güzel olmalı… Bu biz kadınların en büyük hayali ama doğruyu söylemek gerekirse, hiç de kolay bir şey değil. Çünkü yapısı gereği popo bölgesi başlı başına bir sorun. Üstelik çok fazla yağ dokusuyla bezeli olmasının yanı sıra buradaki kan dolaşımı vücudun diğer bölgelerinden daha kötü.

Gerginleştirici masaj ideal

Popo bölgesindeki bağ dokusu yumuşak ve inanılmaz elastik. Yağ tabakasının altındaki vücudun bu en büyük kası, onu vücudun önemli bir bölgesi haline getiriyor. Ancak çok oturmak dokuların sarkmasına neden oluyor. Ayrıca nikotin, tuzlu yemek ve güneşe çok fazla maruz kalmak da güzel bir poponun düşmanları… Güzel ve sıkı popo kaslarına sahip olmanın birkaç anahtar sözcüğü var; masaj, jimnastik ve bakım kremleri… Kozmetik markalarının bacak için önerdiği ürünler yağ tabakasını incelterek aynı zamanda popoyu da gerginleştiriyor. Bu bölgedeki cildin daha pürüzsüz olmasını istiyorsanız, hücreleri yenileyici etkisi bulunan selülit kremleri size bu konuda yardımcı olacaktır.

Duşun altında geçirdiğiniz kısa süre içinde poponuzu daha güzel hale getirecek çözümler yok değil. Bunlardan biri de gerginleştirici masaj. Ya masaj eldivenleri ya da masaj toplarıyla yapılan üç dakikalık küçük dairesel hareketler sayesinde vücudun bu bölgesindeki kan dolaşımı artıyor. Bu masaj sonrasında yapacağınız kısa süreli sıcak-soğuk masajlar da yağ yakımını hızlandırmaya yardımcı oluyor.

Güzel ve sıkı bir popo için yerde köprü hareketi

Yere uzanın ve elleriniz iki yanınızda olacak şekilde bacaklarınızı dizlerinizden bükün. Şimdi bacaklarınız üst gövdenizle düz bir çizgi oluşturacak şekilde poponuzu mümkün olduğunca havaya kaldırmaya çalışın. Bacaklarınızı hafifçe rahat bırakın ama popo kısmınız zemine değmeden vücudunuzu yeniden bir önceki konuma getirin. Aynı hareketi 20 kez tekrarlayın.

Karın üzerinde popo gerginleştirme

Yere karnınızın üzerine uzanın. İki elinizi birleştirerek alnınızı ellerinizin üzerine koyun. Bir sonraki nefes alışınızla birlikte sağ gergin bacağınızı kaldırın ve parmak uçlarınız zemine değmeden yavaşça yeniden yere uzatın. Bacağınızı 10 kez kaldırın ve indirin daha sonra diğer bacağınıza geçin.

Diz üzerinde bacak hareketi

Dizlerinizin üzerinde elleriniz ve bacaklarınız yere değecek şekilde durun. Yüzünüz yere bakarak iki kolunuzu paralel olarak uzatın. Baldırınız ve sırtınız düz bir çizgi oluştursun bu sırada bir bacağınızı geriye doğru gerginleştirin. Bacağınızı dizden kırarak yukarıya doğru kaldırın ve yeniden eski pozisyona geri dönün. Her iki bacak için aynı hareketi 12 kez tekrarlayın.


Etiketler:
Eyl 16

Umut Yurdusar

Umut Yurdusar Bile, bile bataklığa
Yürüyende suç yokmudur
Elin açıp başına şal
Bürüyende suç yokmudur

Yurdusar’ım olma sefil
Herkes kendisine kefil
Karıncayı ezende fil
Koruyanda suç yokmudur

Umut Yurdusar, Türk Halk Ozanlığının, usta-çırak ilişkisinden yetişmeyen, bu deryanın sevdalılarındandır. Ama aynı zamanda büyük ozanların eserlerinden beslenerek, bir nevi bu ilişkiyi yaşamıştır. İlkokul çağlarında, her sabah, mahalli sanatçılardan oluşan radyodaki türkü demetlerini can kulağıyla dinlemiştir. Yozlaşmamış köy kültürü, bin yıllık Anadolu kültürünü dört mevsim gürül gürül akan yayla pınarları gibi alıcısına sunmuştur. Nice büyük ozanı yetiştiren ve büyük ozan Pir Continue reading »


Etiketler:
Eyl 16

Salim Solmazgül

Salim Solmazgül Dünyaya oturup yatmaya değil
Bir nehir misali akmaya geldim
Efendi pozunda sömürücünün
Pis çamaşırını dökmeye geldim

Korkarsam namerdim kısa ömürden
Asla hoşlanmadım beyden emirden
Zalimin bileği olsa demirden
Solmazgül ben onu bükmeye geldim.

Salim Solmazgül, 1975 yılında Tokat ili Artova ilçesi Aktaş köyünde dünyaya geldi. Ortaokul yıllarında şiirle tanıştı. 1994 yılında halk şiirine yöneldi ve soyadını kendine mahlas olarak seçti. Küçük yaşta şiirlerini duyduğu Pir Sultan Abdal, Şah Hatayi, Kul Himmet, Nesimi, Yemini, Virani ve Fuzuli gibi büyük ozanların şiirleri onu etkiledi.

Halk şiiri ve ozanlarla ilgili araştırmalar yaparak bu konulardaki bilgisini artırdı ve kendisini geliştirdi. 1998 yılında ilk şiir kitabı olan “Kimse Hancı Değil” i, 2000 yılında ikinci şiir kitabı olan “İnsanın Zencisi Beyazı Olmaz” ı yayınladı. Şiirleri aralarında Cem, Müdafaa-i Hukuk gibi dergilerinde bulunduğu bazı dergi ve gazetelerde yayınlandı.

Halk şairleri arasında başta Everekli Seyrani olmak üzere Aşık Mahzuni ve Aşık Hüdai’nin onun için ayrı bir yeri ve önemi vardır. Üçüncü şiir kitabının hazırlıklarını yapmakta olan Solmazgül, halk şiirini sevdirmeyi amaçlamaktadır.

E-mail Adresi: salimsolmazgul@yahoo.com

Eserlerinden bazıları:

DÖKMEYE GELDİM

Dünyaya oturup yatmaya değil
Bir nehir misali akmaya geldim
Efendi pozunda sömürücünün
Pis çamaşırını dökmeye geldim

Zalimin yanında ah der miyim ben
Asılsam kesilsem inler miyim ben
Hoca rahip haham dinler miyim ben
Zalimin zulmünü yıkmaya geldim

İnsan olan bana kabahat bulmaz
Yoksulluk biterse ikilik kalmaz
İnsanın zencisi beyazı olmaz
Asaleti kökten sökmeye geldim

Korkarsam namerdim kısa ömürden
Asla hoşlanmadım beyden emirden
Zalimin bileği olsa demirden
Solmazgül ben onu bükmeye geldim.

BİR KAMİLE VARAMADAN

Bülbül kesmez figanını
Gidip gülü saramadan
Cahil bilmez kendisini
Bir kamile varamadan

Kimse beni duymaz sağır
İstediğin kadar bağır
Yıllar geçer ağır ağır
Bir gün yüzü göremeden

Ben alıştım ağlamaya
Ciğerimi dağlamaya
Dert dökerim bağlamaya
Tellerine vuramadan

Söylesemde cahil bilmez
Beden ölür aşık ölmez
Her Kays olan mecnun olmaz
Canana can veremeden

Solmazgül ne söyler dilin
Bütün dertler bana gelin
Yiğit olan ölmez bilin
İkrarında duramadan

BİLMESİN DİYE

Suskun olanlara efendi derler
Hiç aklı başına gelmesin diye
Yüzüne bakıp da bir de överler
Aptal olduğunu bilmesin diye

Dünya nimetinden mahrum kalanlar
Hakkını aramaz suskun olanlar
Onları avutur türlü yalanlar
Şaşırıp yolunu bulmasın diye

Ah şu yoksulluğa kader diyenler
Sabah akşam yavan ekmek yiyenler
Bilin artık kimdir sizi soyanlar
Hakkımızı kimse çalmasın diye

Ey Solmazgül nedir bizdeki haller
İsterim susmasın konuşsun diller
Açın gözünüzü açın yoksullar
Davamız mahşere kalmasın diye İNSAN-I KAMİLLER ANLAR HALİNDEN

Sakın umudunu yitirme gönül
Mecnun isen Leyla geçer çölünden
İnsan gibi yaşa insan gibi öl
İnsan-ı kamiller anlar halinden

Bilirsin bu dünya fanidir fani
Var mı hiç ölmeyen var ise hani
Gel boş yere üzme bu garip canı
Ağlasan da gülmek gelir elinden

Bir sen misin dertli elde neler var
İnsan hep gülmez ki bazen de ağlar
Akşam batan güneş sabaha doğar
Anla artık Solmazgül’ün dilinden

KUL NEYLER BANA

Mana aleminde Mecnun olmuşum
Gayrı bundan sonra çöl neyler bana
Bana benden yakın dostu bulmuşum
Dağ başından geçen yol neyler bana

Arif olan anlar heyecanımı
Dosta kurban edem şirin canımı
Aşk ile yaşarım her bir anımı
Bir anda geçse de yıl neyler bana

Aşk öğretmen oldu dersimi aldım
Bendeki ben ile ummana daldım
Yokluk alemine Süleyman oldum
Bu saatten sonra mal neyler bana

Solmazgül aşk açtı bu kör gözümü
İnsan sevgisinde buldum özümü
Çekinmeden söyler oldum sözümü
Enelhak diyorsam kul neyler bana

KEL GÖRÜNÜR

İnsanadır benim sevdam
Diken bana gül görünür
Hor bakamam hiç kimseye
Her çiçekte bal görünür

İçtiğim aşkın şerbeti
Sevgi yenecek nefreti
Budur dünya adaleti
Takke düşer kel görünür

Aşk deryasına dalınca
Yüreğe sevgi dolunca
Aslı gibi yar bulunca
Kerem yanar kül görünür

Solmazgül hallerim böyle
Sen dertleri derman eyle
Alıp verdiğim nefesle
Zaman geçer yol görünür


Etiketler:
Eyl 16

Refik Başaran (1907-1945) (Mahalli Sanatçı ve Kaynak Kişi)

I

Yrd. Doç. Dr. Doğan KAYA

Refik Başaran

Türk Halk Müziği repertuarına eser kazandıranlar arasında, halk sanatçılarının seçkin bir yeri vardır. Bunlar, hem yörelerinde bilinen türküleri hem de kendilerinin düzüp koştuğu türküleri çalıp söylemişlerdir. TRT Repertuarındaki türkülerin pek çoğunu bu sanatçıların söyledikleri parçalar oluşturmuştur. Çoğu rahmetli olmuş sanatçılardan en meşhurları; Ürgüplü Refik Başaran, Diyarbakırlı Celâl Güzelses, Zaralı Halil Söyler, Sivaslı Hafız Hakkı Feryadi, Muhlis Akarsu, Ali Kızıltuğ, Nuri Üstünses, Malatyalı Fayri Kayahan, Urfalı Hamza, Tenekeci Mahmut, Hacı Baki Yurtsever, Kütahya’dan Hisarlı Ahmet, Adanalı Ferrahi, Elazığlı Enver Demirbağ, Kırşehirli Muherrem Ertaş, Çekiç Ali, Neşet Ertaş, Keskinli Hacı Taşan, Kırıkkaleli Ekrem Çelebi, Bahri Altaş, Maraş’tan Âşık Mahzuni Şerif, ve Konya türkülerini icrasıyla kendisine haklı bir şöhret kazanmış olan Rıza Konyalı. Bunların sayısını daha da artırabilmemiz elbette ki mümkündür.Adına yer verdiğimiz veya veremediğimiz bu sanatçıların her birinin okuduğu türkülerin sözleri, notaları, varsa türkülerin hikâyeleri ve sanatçıların Türk Halk Müziği sahasındaki yerleri üzerinde biyografik çalışmalara şiddetle ihtiyaç vardır. Bugüne kadar -Ferrahî ve Sefil Selimî hariç (Atılgan, 1988; Kaya, 2001) bu çalışmaların ortaya konulamamasını gecikmiş bir hareket olarak görüyoruz. Hiç olmazsa, devlet konservatuarlarında ve üniversitelerimizin müzik eğitimi bölümlerinde pek çok konuda olduğu gibi bu konularda da tezler hazırlatılabilir. Dileğimiz, kısa zamanda bu çalışmaların gerçekleştirilmesidir.

Refik Başaran hakkında TRT’de üç program yapılmıştır. Bunlardan ikisi 1982′de gerçekleştirilmiştir. Sabri Uysal’ın hazırladığı programda Refik Başaran’ın türkülerine ve Fadime Başaran’la yapılmış bir röportaja yer verilmiştir. Diğeri de İstanbul Radyosunca hazırlanmıştır. Tamer Göksel’in hazırladığı programda Mehmet Erenler, onun türkülerinden örnekler vermiştir. Üçüncü program ise, 1989′da Mansur Kaymak tarafından yapılmıştır. Refik başaran’la ilgili olarak Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Arşivinde yine Fadime Başaran’la yapılmış bir konuşmanın bandı bulunmaktadır.

Biz, burada sizlere Refik Başaran’ı tanıtacak ve Türk halk müziği vadisindeki yerini ortaya koymaya çalışacağız.

Kadim dostum Mustafa Okgerman’ı ziyaret amacıyla 1981 ve 1989 yıllarında eski ismi Damsa olan Taşkınpaşa köyüne gittim. Bu ziyaret hemen her yıl devam etti. Bilindiği gibi Refik Başaran da Taşkınpaşalıdır. Ziyaret vesilesiyle Taşkınpaşalılarla ve Refik Başaran’ın yakınlarıyla görüşüp, onu daha yakından tanıma imkânını buldum. Bunlar içinde, Refik Başaran’ın karısı rahmetli Fadime Başaran’dan çok faydalı bilgiler topladım. Zira incelemelerimiz sırasında Refik Başaran konusunda bir yazı veya esere tesadüf etmedim. Burada aktaracağımız bilgilerin çoğu, Fedime Başaran’a ve Taşkınpaşalıların verdiği ifadelere dayanmaktadır ve orijinal bilgilerdir.

Refik Başaran, 1907′de Ürgüp’ün Taşkınpaşa köyünde doğmuştur. Mustafa Çavuş’la Emine Hanım’ın oğludur. Anneannesi bir Arap kızıdır. Dedesi Hacı Ali Ağa, bir ara Arabistan’a gider, dönüşte Arap kızı olan Şirin’i de yanında getirir, onunla evlenir. Refik’in annesi Emine bu evlilikten doğar. Refik’in biraz esmer oluşu da bu yüzdendir. Emine’nin üç çocuğu olur; Fettah, Refik ve Havva Ana. Köyündeki okulda üç yıl okuyarak ilk tahsilini tamamlar. Refik on yedi yaşındayken aynı yaşta olan köylüsü Fadime ile evlenir. Malı-mülkü olmadığı için kız tarafı Refik’e kızlarını vermek istemez. Refik de bunun üzerine aileye içgüveyi olarak girer. Fadime’den üç çocuğu olur. Emine Başaran (1930-1981), Hikmet Başaran (1934- ), Hacı Ali Başaran (Vefat etti.)

Saza ve türkü söylemeye daha küçük yaşlarında hevesli olan Refik, saz çalmaya on dört-on beş yaşlarında başlar. Abisi Fettah’ın Kırşehir’de aldığı sazla hemen her gün köyüne 6-7 km. mesafedeki Yeşilhisar’ın Kavak köyüne gidip, orada Topal Hasan’dan ders alır. Fettah, kardeşi için ustaya her türkü başına bir lira verme fedakârlığını gösterir. Kısa zamanda saz çalmada önemli bir mesafe kaydeden Refik, köyünde ve çevresinde düğünlerin aranan siması olur. Askerlik hizmetini Kütahya ve Niğde’de yapar. Askerlik sonrası ünü daha da artan Refik, Mustafa Kemal Atatürk tarafından Ankara’da bir toplantıya çağırılır. Atatürk, zamanın önde gelen sanatçılarıyla yaptığı bu toplantıda Refik’e “Başaran” soyadını verir.

Refik, uzun boylu, ortalama 75 kilo, sağ yüzünün sağ tarafı çopur, esmer biridir. Mizaç itibariyle kalender bir yapısı vardır. Gözü tok ve dost canlısıdır. Paraya hiç ehemmiyet vermemiştir. İstanbul’a gittiğinde, başta plak şirketleri ve içkili lokanta sahipleri olmak üzere herkes etrafına toplanır, ondan istifade etmeye kalkar. Zamanına göre çok para kazanmasına rağmen, bunu değerlendirme yoluna gitmemiş, arkadaşlarıyla harcayıp bitirmiştir. Sazcı olarak gittiği köylerden aldığı elbise, çorap, kılıç vs. gibi muhtelif hediyelerden de elinde bir şey kalmamıştır.

Ömrünün hemen hemen yarısını gurbette geçiren Refik’in evden ayrılışı 1929-1930 yıllarına rastlar. Bir gün evdekilere haber vermeden Durmuş’la Ankara’ya gider, dört yıl kalır. Bu müddet içinde kendisinden haber alınamaz. Orada Hayriye adında bir kadınla yaşar. Bu sırada oğlu Hikmet, dört yaşındadır. Hanımı oğlunu sünnet ettirmek için Ankara’ya haber gönderir, Refik, köyüne gelir. Bir ay kaldıktan sonra tekrar Ankara’ya gider. Bu gidiş-geliş sürer gider. Köyünde birkaç ay kalmasına mukabil, yıllarca Ankara’da ve İstanbul’da kalır. Plak şirketlerinden ve eğlence yerlerinden kazandığı paradan, evine gönderdiği, yok denecek kadar azdır. Refik Ankara’dayken, üç ay kadar da Ankara Radyoevi’nde mahalli sanatçı olarak çalışır. Onurlu, kimseye boyun eğmeyen ve gönlü tok biridir. Öyleki, AnkaraValisi Nevzat Tandoğan, İtfaiye Meydanındaki kahveleri teftiş ederken karşılaştığı Refik Başaran’a, o zamana göre hiç küçümsenmeyecek bir meblağ olan 50 TL. verirse de ona türkü söyletemez. Tıpkı bunun gibi Bâlâ’da da bir düğün sırasında istenilen türküyü söylemekte sopa yemesi ve iki ay hastanede yatması bahasına inat eder, yine de söylemez (Şahin, 1991; 130). Refik, gurbetteki ömrünün beş yılını da Ayaş’ta geçirir. Üstelik burada ev de yaptırır. Onun uzun müddet Ayaş’ta kalması üzerine halktan bazı kişiler, niçin memlekete gitmediğini sorar. O da; “Tarla bağ alacağım, ev yaptıracağım, diye karıma söz verdim. Parayı da bir türlü denkleştiremedim. Yüzüm yok, onun için gidemiyorum.” der.

Refik’in hayatında içki ve kadın önemli yer tutmuştur. Buna rağmen aklı fikri memleketinde, karısında ve çocuklarında kalmıştır. Hatta ölmeden üç ay önce karısına bir mektup göndermiş, çocukları alıp gelmesini istemişse de Refik’e bir türlü kalbi doğrulmayan Fadime bu davete icabet etmemiştir.

Gurbet ellerinde alma canımı
Duyar düşmanlarım şadüman olur
Yıkıp viran etmen fakirhanemi
Uçmadık yavrularım perişan olur
ve;
Bilmiyorum nic’olacak halimiz
Nerelerde kalacak garip ölümüz

diyen Refik’in ölümü gurbette olmuştur. Ölüm sebebi kesinlikle bilinmemektedir. Karısı Fadime’nin naklettiğine göre, muhtemelen şu şekilde ölmüştür: Refik, Ayaş’a düğüne gider. Bulunduğu köyle Ayaş arası dört saat kadardır. Birlikte yaşadığı Hafize ismindeki kadın, Refik’in tekrar dönmeyeceği vehmine kapılır, onu öldürmeleri için üç adam tutar. Kiralık katiller, Refik’e yolda eşlik eder. Daha kestirme olacağını söyleyerek yolu değiştirirler. Bir çukura gelince, aralarına alıp döverler, boğazını sıkarlar, bıçaklarlar. Civarda bulunan bir çoban, Refik’in bağırtısını duyar. Yanına geldiğinde onu yatıyor görürse de adamların tehdidi yüzünden sesini çıkaramaz. Katiller, Refik öldükten sonra heybesini ve sazını getirip Hafize’ye verirler. Hafize, olay yerine gider ve Refik’i bir kevenin üzerinde, eli yüzü diken içinde, ağzından akan kanlar göllenmiş olarak bulur.

Refik’in ölümü üzerine bazı söylentiler daha vardır. Kimilerinin anlattığına göre, Ayaş’taki bir düğünden sonra Ankara’ya dönerken Gökler köyü ile Ayaş arasında bindiği eşekten düşerek, bir söylentiye göre de 6 Mayıs 1945′te Hıdırellez törenlerini kutlarken birden fenalaşarak ölmüştür. Mezarı, Ayaş’ta Abdüsselâm dağının eteğinde iki söğüt ağacının arasında iken daha sonra doğduğu köye intikal ettirilmiştir.

Arkadaşlığa ve insani ilişkilere büyük önem veren Refik’in en önemli tutkusu saz ve türkülerdir. Evlendiği dönemlerde sazı iyiden iyiye çalabilen Refik’in bu merakı, daha çocukluk yaşlarında başlamıştır. Annesi Emine, Refik’i Kellah’a dövenci verir. Refik döven sürürken, öğle sıcağı çekildikten sonra, dereye gidip türkü söylermiş.

Çini tabakta vişne
Gel yarim aşka düşme
Bu aşkın sonu yoktur
Nafile dile düşme

Refik’in ilk türküsü, tamamı sekiz-on dörtlük olan bu türküdür. İlk söylediği türküler, köyde söylenen anonim türkülerdir. Plak doldurduğu sıralar, kendisinin de türkü yaktığı olmuştur. Ancak bu türkülerin sözleri, şiir tekniği açısından zayıftır.

Kuvvetli bir hafızaya sahip olan Refik, her gittiği yerde yeni türküler öğrenmiş, bunları plaklara okumuştur. Plaklarında Ürgüp yöresinin türkülerinin yanında, farklı yörelerin de türküleri vardır.

Refik Başaran’ın türkü repertuarında, eşi Fadime ile köylüsü Hacer ve Fadik’in büyük katkıları olmuştur. Fadime’nin de Fadik’le beraber doldurduğu beş plağı vardır. Bu plaklarda şu türküler bulunmaktadır. İstanbul Yolunda-Pınar Senin Sağ Yanında Sazlar Var, Kozan Dağı-Karşı Dağda Sıra Sıra Bademler, Sabah Ettim- Dalma Çaylar Derindir, Güle Çıktım Gülmedim-Karanfil Katmer Olsa, Al Elma Soyulur mu- Başında Vardı Elli Bir Altun.

Başaran’ın okuduğu Kara Tevfik adlı türküyü Fadime ve Hacer koşmuştur. Karadır Kaşların Gözlerin Mestan diye başlayan türküyü de Refik, eşi Fadime’den öğrenmiştir. Bunun yanında Fadime, bildiği türkülerin bir kısmını, Refik gurbete gidip gelmediği, çocuklara para göndermediği ve verdiği vaadlerde durmadığı için kocasına öğretmemiştir. Refik,; “Sana şunu alacağım bunu alacağım.” diye Fadime’yi kandırır, ondan türkü öğrenirmiş. Üstelik ondan öğrendiklerini de kimseye söylemezmiş.

Kendisine has saz çalması, Refik Başaran’ın kendisine has bir saz çalma tarzı vardır. Türküleri okurken bütün benliğini ve ruhunu katmış, sözü ve ezgiyi ruhunun derinliklerinde hissederek okumuştur. Türkü sözlerini söylerken yöresinin ağız özelliğine bağlı kalmıştır.

Okuduğu otantik parçalarla Türk Halk Müziği sahasında mümtaz bir yere sahip olan Refik’in 65 kadar plağı vardır. Bu plaklarda 90′a yakın türkü okumuştur. Zira aynı türküyü çeşitli firmalara ait plaklara da okuduğu olmuştur. Sözünü ettiğimiz firmaların başlıcası şunlardır: Sahibinin Sesi, Odeon, Polidor, Colombia. Refik’in okuduğu türküler ve ilgili plakların firmaları şunlardır:

Sahibinin Sesi:

1. A.Tokatlı Hamid’in Türküsü
B. Malatya Türküsü (Başaran’ın 1935′te doldurduğu ilk plaktır. Aynı firma tarafından daha sonra Tokat Yaylasında Yaylayamadım/Karalı Bayrak Kaldırdım, Tokatlı Hamid’in Türküsü/Malatya Türküsü iki defa olarak tekrar çıkarılmıştır.)
2. A. Tokatlı Hamid’in Türküsü
B. Nenni de Feride’m
3. A. Yüksek Odalarda
B. Karabiber

Odeon:

4. A. Hürünüm
B. Anadolu Saz Havası
5. A. Bir Yavrunun Destanı
B. Uzun Kavak
6. A. Keten Gömlek (Filfili)
B. Konya Develisi
7. A. Süpürgesi Yoncadan
B. Altın Dişli Karam
8. A. Karadır Kaşların
B. Karşı Dağda Sıra Sıra Bademler
9. A. Hacılar Köyü (I)
B. Karanfilim Saksılarda
10. A. Yaşar
B. Ayvalığın Kara Taşı
11. A. Nevşehir Şarkısı (Yaşar)
B. Avşar Güzeli
12. A. Karadır Kaşların Gözlerin Mestan
B. Badı Saba- Oyun Havası
13. A. Karadır Kaşların Gözlerin Mestan
B. Küstüm Bu Dünyaya
14. A. Karadır Kaşların Gözlerin Mestan
B. Saat Üç buçuk Sularında Pazarı Gezdim
15. A. Çiçekdağı
B. Elinde Süt Güğümü
16. A. Gurbet Ellerinde Alma Canımı
B. Lirayı Bozdurayım
17. A. Kayseri Mektebi
B. Sarıkız
18. A. Yozgat sürmelisi
B. Sevdanın Denizi
19. A. Naciye
B. Atı Olan El Atına Biner mi
20. A. Yine Çırpına Çırpına
B. Nar Ağacı Budam Budam
21. A. Burhan’ın Destanı
B. Keziban Gelin
22. A. Naciye
B. Saffet Efendi
23. A. Hüdayda
B. Sarı Çiçek
24. A. Bana Derlerdi
B. Süre Süre İndirdiler
25. A. Kurban Olan Habib
B. Kınamayın Komşularım
26. A. Benim Anam Yol Üstüne Yatarsa
B. Düğünü Ekberi
27. A. Mezar Arası
B. Karakuşun Cücüğü
28. A. Berber
B. Köprüden Geçti Gelin
29. A. Ulu Kavak
B. Kersi Bağı
30. A. Şeftali Ağaçları
B. Mezarımı Derin Eşin
31. A. Maraş Maraş
B. Güzelin Yanağı (Balım kengeri)
32. A. Şen Olasın Ürgüp
B. Manavgat Yolları
33. A. Avanoslu Naci
B. Ayva Dibi

Polidor:

34. A. Hacılar Köyü (II)
B. Hacıbey
35. A. Osman Efe
B. Sevdanın Denizi
36. A. Tello Can
B. Mehmet Bey Türküsü
37. A. Ceylan
B. Nar Ağacı
38. A. Raşit
B. Aksine Çevirdi
39. A. Gurbet Elleri
B. Emine Hatun
40. A. Seher Yeli
B. Erciyes’ten Kar Geliyor

Columbia:

41. A. Ürgüp Develisi
B. Avşar Güzeli
42. A. Sokaklardan Atlayarak Yürüme (Güzelsin Derler)
B. Bahar Geldi Yine Yollar İşledi
43. A. Yekte Oyun havası
B. Bidenem Yar
44. A. Konya Develisi (Çek Deveci Develeri Engine)
B. Hatice (Aksaray Türküsü)
45. A. Yeni Sürmeli
B. Odana Serdim Hali
46. A. Koyun Gelir Yata Yata
B. Aşlamayı Aşlarım
47. A. Gece mi Geçtin (Kayalık Özü)
B. Kırat
48. A. Mehmet Bey
B. Tello Can
49. A. Vızdık
B. Kestanenin İrisi
50. A. Köprüden Geçti Gelin
B. Sebep
51. A. Güle Çıktım
B. Keziban Gelin
52. A. Gelin Gelin
B. Aşağıdan Gelen
53. A. Kırk Güzelin İçinde (Pınar)
B. Raşit
54. A. Ağ Gelin
B. Seyranî Baba

Firmaları Tespit Edilemeyen Plaklar:

55. A. Karinli Ah çeker
B. Aziziye
56. A. Kurban Olam Habib
B. Aziziye
57. A. Raşit Derler Bir Cahil Uşak
B. ?
58. A. İlahi
B. ?
59. İmana Gel Gâvur Kızı İmana
B. ?
60. A. Osman’ın Bindiği Küheylan
B. ?
61. A. Ak Kâğıt Üstünde Yeşil piyade
B. ?
62. A. Hapishane
B. ?
63. A. Aziziye
B. Bir Türkü (Refik Başaran’ın son plağı)

Refik Başaran’ın, bunların haricinde, sözsüz olan sadece çalgısal nitelikli bir palğı daha vardır. Ayrıca, Başaran, şirketini ve numarasını tespit edemediğimiz şu türküleri de plağa okumuştur:

Aslan Karam, Bana Derler Neden Deliyim, Devran-ı Felek bize Gam Yutturdu, Davran kırat, Fettah Kardeşim, Gurbet Bir Ateş, Kozan Dağı, Köprüler Yaptırdım, Nazmiye, Sürmeli, Yemenimin Beyazı.

Başaran’ın okuduğu türküler yapı ve menşe bakımından şu şekilde gruplandırılabilir:

1. Anonim Türküler: Taşkınpaşa’da herkesçe bilinen, manilerden kurulu türküler,
2. Manilerin kısmen değiştirilmesiyle elde edilen türküler: Refik ve hanımı Fadime’nin manilere ilave sözler getirdiği türkülerdir (Bağlar Gazeli, Fadime’m..)
3. Refik’in gurbette öğrendiği türküler (Sebep, Ceylan..)
4. Sözleri kendisine ait olan türküler (Gurbet Elleri, Habib, Hacılar Köyü..)
5. Olaylar sonrasında karısı veya başkası tarafından söylenen türküler (Kara Tevfik, Karadır Kaşların, Berber Gelin..)

Refik Başaran’la ilgili bu küçük etüdü hazırlarken çok zorluklar çektim. Bunun asıl sebebi de biraz önce söylediğim gibi onun hakkında herhangi bir araştırma yapılmamış olmasıdır. Bu durumda, biz araştırmacıların yapacağı tek şey ise, ilgili şahıs hakkında sözlü kaynaklardan yararlanmak, ona ait eşya, belge ve fotoğrafları, ilişkili olduğu mekânları dikkate almaktır. Yeri gelmişken Ürgüp’teki Refik Başaran derneğine bazı tekliflerimiz olacaktır.

1. Özel eşyalarının temin etmek,
2. Türkülerini okuduğu taş plaklarının toplamak,
3. Orijinal plaklardan aktarılacak temiz kayıtları ve bunların çoğaltılmasını gerçekleştirmek,
4. Türkülerin hikâyeleri tespit etmek,
5. Türkülerin tamamının notaya aldırmak,
5. Refik Başaran’la ilgili hatıraları bulunan kişileri tespit edip onların verecekleri bilgileri kaydetmek.
6.
Gönül isterdi ki, Refik Başaran’ın değeri, sağlığında anlaşılsın, çalışmalar bire bir görüşmek suretiyle daha objektif olarak ele alınsın. Âşık Ruhsatî diyor ki;

Sağlığımda beni teperler
Ölünce mezarım öperler

Aslında bugün de aynı şeyi yapmıyor muyuz? Yaşayan nice değerlerimizi incelemek için onların ölmelerini beklemiyor muyuz? Bu halk sanatçılarının bizlerden beklediği tek şey, para-pul değil, hayatta iken kendilerine değer verildiğini görmek. Bizlere düşen Refik Başaran’da, Zaralı Halil’de, Adanalı Ferrahi’de yaptığımız hataları yapmayıp yaşayan ve kendilerini ispatlamış olan sanatçılara, sağlıklarında beklenen ilgiyi ve değer göstermek olmalıdır.

Çalışmama son vermeden önce Refik Başaran’ın okuduğu türkülerden bazılarının hikâyesini vermek istiyorum:

Kara Tevfik

Kara Tevfik, Refik’in köylüsüdür. Aşağıdaki ağıt, onun öldürülmesi üzerine, karısı Fadime ve köylüsü Hacer tarafındanda söylenmiştir.
Kara Tevfik’in köyde bir kadınla ilişkisi vardır. Sivaslı Durmuş namında birisi Damsa (Taşkınpaşa)’ya çalışmaya gelir. Durmuş da bu kadınla ilişki kurar. Tevfik, bunu öğrenir. Sivaslı Durmuş, Bekir demir’in düğününde halay çekerken Tevfik de oradan geçmektedir. O sırada Durmuş; “Bana yan bakanın…” diye küfreder. Tevfik; “Bu laf bana.” diyerek geri döner. Atını ahıra bağlayıp düğün yerine gelir. Durmuş’un kafasını tutup, beş-altı yerinden keser. Herkes kaçışır. Durmuş hastaneye kaldırılır, ölümden kurtulur. Tevfik hapse girer, iki-üç ay yatar. Hapisten sonra Durmuş, bir akşamüzeri, Tevfik’i “Kenan Kapısı”nda ilişkisi olduğu kadınla görür. Silahını çıkarır, birkaç el ateş eder. Kurşunlar ikisi Tevfik’in sağ göğsüne, birisi başına isabet eder. Tevfik eşek sırtında Niğde’ye kadar götürülür, ancak kan kaybından ölür. Durmuş on iki yıl hapis yatar. Tevfik’in ardından şu ağıt yakılır:

Adımı sorarsan ey kara Tevfik
Salımı götüren Damsalı Refik
Sakın annem olma Mahmud’a kefil
Ulan Durmuş bu yanına kalmasın
Mazlum Fatma şu Refiğ’i almasın

Fadiğ’inen Zahide şahidim olmuş
Bana da demişler beyhude yanmış
Sivaslı Durmuş da sebebim olmuş
Yandım ağalar yandım beyhude yandım
Ahlaksız karının şerrine yandım

Mektebin önünü birden savuştu
Kenan kapısında geldi kavuştu
İfade veremem vurdu savuştu
Yahu Durmuş yahu ocağın batsın
Batırdın ocağım kaqın kapansın

Karadır Kaşların

Refik Başaran’ın karısı Fadime’nin Karahisar’da bir halası vardır. Halasının da aynı isimde yani Fadime isminde bir dul komşusu vardır. Halası Kayseri yolundaki bağına gederken, komşusu Fadime’yi de götürür. Kayseri ile Karahisar arasında ve halasını tanıyan bir arabacı, bu Fadime’yi görür, ondan hoşlanır. Aradan çok geçmez, günün birinde kaçırır.

Refik’in karısı Fadime Başaran, halasının yanına gittiğinde, onu ağlar görür. Halası hem ağlar hem de Fadime’nin yaktığı türküyü, F. Başaran’a söyler. Aslı 20-25 bent olan türkü böylece ortaya çıkar. F. Başaran, halasından öğrendiği türküyü Refik’e söyler, o da plağa okur.

Karadır kaşların gözlerin mestan
Bir su ver içeyim uziyet tastan
Kendin küçük ama dilin gülistan
Başına gelmeyen bu derdi bilmez
Gelmeyen başına sevdayı bilmez

Karisar nahyesi benim durduğum
Kayseri namında benim yandığım
Eridi iliğim kaldı kemiğim
Kömür gözlerine kurban olduğum
Ne türlü aşkına düşürdün beni

Kaşların karadır benzer üzüme
Bu sevdanın zararı çok ömüre
Kollarımdan bağlasalar demire
Kırar demirleri bulurum seni
Diyar diyar arar görürüm seni

Güzelin yanağı balın şekeri
Ağzı sultan olmuş gerdan yukarı
Çiğin aşağıda gerdan yukarı
Her tarafı mamur olur güzelin

Sevda dedikleri bir demir oktur
Enginli yüksekli zahmeti çoktur
Sen nasıl doktorsun merhemin yoktur
Yaremin merhemi o yardan gelsin

Kaynakça:

Atılgan, Halil, (1988), Âşık Ferrahî Hayatı-Şiirleri-Türküleri, Adana.
Kaya, Uğur, (2001), Şiirleri ve Türküleriyle Âşık Sefil Selimî, Sivas.
Sapmaz, Gürbüz, (2000), Şen Olasın Ürgüp-Refik Başaran-Hayatı-Türküleri, Ankara, 306 s.
Şahin, Hasan, (1991), Ürgüplü Refik Başaran, Türk Halk Kültürü Araştırmaları 1991/1, Ankara, s. 128-140.
(Ürgüplü Refik Başaran, Millî Folklor, (Yaz l99l), I (l0), s. 49-53. / Refik Başaran’ın Türküleri, (Bahar l993), Millî Folklor, III (l7), s. 33-36.)

Şen Olasın Ürgüp Türküsünün hikayesi–>

Not: Ayrıca Refik Başaran ile ilgili Sayın Doç. Dr. Zeki Büyükyıldız tarafından “Halk Müziği Pınarlarımız” adıyla TRT de iki program hazırlanmış ve 6-20 ağustos 1990 tarihlerinde yayınlanmıştır.

II

Refik Başaran 1907 yılında Ürgüp’e 18 kilometre uzaklıkta eski ismi Damsa yeni ismi Taşkınpaşa köyünde dünyaya gelmiştir. Annesinin ismi Emine hanım babasının ismi Mustafa Çavuştur. Refîk Başaran’ın altı yedi yaşlarında müziğe ilgi duymaya başladığı sanılmakladır. Daha o yaşlarda elîne aldığı ağaç parçalanın göğsüne sürterek saz çalar gibi yapıp, türkü söylemeye başlamıştır. Refik Başaran köyünde 1915 yılında öğrenime açılan tek öğretmenli okulda 3 yıl boyunca okumuş ve buradan mezun olmayı başarmıştır. Refik Başaran’ın torunun sanatkarın ilk bağlama çalmaya başlamasıyla ilgili olarak sözlerine aşağıdaki alıntıda yer verilmiştir.

“Refik Başaran henüz on beş yaşında iken abisi Fettah onun bağlama çalmayı öğrenip, ileride iyi bir sanatkar olmasını istemiş bunu gerçekleştirmek için Kırşehir’e giderek bir bağlama satın alnmıştır, daha sonra da Kayseri’nin yeşil Hisara bağlı Kavak Köyü’nden topal Hasan her öğreteceği Türkü için bir sarı lira almak şartı ile Refik Başaran’a bağlama dersleri vermeyi kabul etmiştir.”

O dönem yaşanan onca maddi sıkıntıya rağmen, Fettah topal Hasan’ın bu teklifini kabul edip, kardeşinin ondan ders almasını sağlamıştır. Fettah’ın Refik Başaran’ın ufkunu genişlemesinde etkisinin büyük olduğu söylenmektedir. Zira Fettah Sineson medresesini bitirmiş Kurtuluş savaşında ise subay olarak görev almış ileri görüşe sahip bir insanmış.Refik Başaran iki yıl boyunca tarlaya, bağa gitmediği zamanların dışında, altı kilometrelik yolu yürüyerek ustasının yanına gitmiş ve ondan bağlama dersi almştır. Başaran bağlama tekniğim ilerletebllmek maksadıyla, Damsa’daki evinden kaçarak, köyün karşısındaki yazı dağının eteğîndeki ine gidip, orada on iki gün boyunca katmıştır.

17 yaşına geldiğinde kendisi île aynı yaşta bulunan Fatma Başaran’la evlenmiştir Fatma Başaranın kendisi gibi sanatçı bir ruha sahip olup onu desteklemesi. Refik Başaran’ın oldukça çok hoşuna gitmiş ve bu yolda belki de daha büyük ilerleme sağlamasına yol açmıştır.Refik Başaran askere gidinceye değin düğünlerde bağlama çalıp söylemiş ve bu yolla ünü İç Anadolu’da hızla yayılmıştır. Ününün yayılmasıyla kendisine yörenin dışından da teklifler gelmeye başlamış ve bu suretle değişik illeri ve yöreleri gezme şansına sahip olmuştur.Bu gezmelerin sanatçının bilgi ve sanatçı kişilîğinin gelişimindeki rolü kuşkusuz büyük olmuştur. Askerliğini jandarma olarak yapan Başaran, önce Kütahya ardından da Niğde’de görev yapmış ve bu şekilde askerliğini sona erdirmiştir. Askeliğini bitirdikten sonra Damsa’ya dönmüş ve düğünlerde bağlama çalmaya devam etmiştir. Kendi yaktığı türküleri okudukça iç Anadolu’da ünü, dalga dalga yayılmış ve herkes tarafından sevilen bir sanatkar haline gelmiştir Sayın Gürbüz Sapmaz’ın sanatkara Atatürk tarafından “Başaran” soyadının verilmesiyle ilgili sözlerine aşağıdaki alıntıda yer verilmiştir.

“Ankara’da Hacer Buluş, Safiye Ayla gibi dönemin sevilen sanatkarların ın katıldığı, Atatürk için verilen bir konsere Refik Başaran’da çağırılmış, konser sonunda ulu önder sanatkarı çok beğenmiş, Başaran Soyismini kendisine vermiştir”

Türkiye’de bulunan dört plak şırketinden bir tanesi olan sahibının sesi, Refik Başaran’a plak yapmak için teklifte bulunmuş, bu vesileyle Başaran 1935 yılında Hamit’ın Türküsü (Tokat Mahanesi) ni ilk olarak plağa okumuştur. Plağın büyük bir satış yapması, Başaran’a diğer şirketlerden de teklif gelmesine yol açmıştır. Odean, Polidor ve Colombia gibi şirketlerin tekliflerini kabul ederek, toplam dört şirkete plak yapmıştır. Refik Başaranın ezgilerinde hasretlik ve ayrılık temalarını ağırlıklı olarak işlemesi ile ilgili oiarak Refik Başaran’ın torununun sözlerine aşağıdaki alıntıda yer verilimiştir.

“Refik Başaran plak yapmak için sık sık İstanbul’a gidip köyünden ayrı kalmlış ve sıla özlemi çekmistir. Bundan ötürü, genelde söylemiş, olduğu sözlü ezgilerde Hasretlik ve Aynlık temalarını ağırlıklı olarak işlemiştir”

Refik Başaran 1935 ile 1947 ylllan arasında tahminen 200′e yakın türkü okumuştur. Ayrıca her gittigi yerde oradaki yaşadığı, gördüğü olaylarla ilgili irticalen türkü yakmıştır. Bu türkülerin çoğu plaklara okunmadığından dilden dile dolaşmış ve ancak bir kısmı günümüze değin ulaşılbilmiştir. Halen derlemeler devam etmektedir. Refik Başaran 1947 yılında Ankara’nın Ayaş ilçesinde vefat etmiştir.

Refik Başaran’dan derlenen bazı türküler : Şen olasın ürgüp dumanın gitmez, Dam başında sarı çiçek, Bacacılar yüksek yapar bacayı, Tokat yaylasında yaylayamadım.


Etiketler:
Eyl 16

Muharrem Ertaş (Mahalli Sanatçı ve Kaynak Kişi)

Muharrem Ertaş
1913 yılında Yağmurlubüyükoba köyünde başlayan yoksul ve çileli hayatı, Kırşehir’in Bağbaşı mahallesindeki yoksul gecekondulardan birinde noktalandığında 71 yaşındaydı. Ömrünün neredeyse tümünü çalıp çağırarak geçiren Muharrem Usata’nın bütün bir hayatı bir bakıma bu iki kelimede saklı: “Çaldı ve söyledi.” Musiki kültürümüzün en orijinal ve sanatkarane örneklerini içeren hususi repertuarı ve icra uslubu üzerine değil akademik çalışmalar yapılması, ciddi bir makalenin bile yayınlanmadığı göz önüne alınırsa, ülkemizde Muharrem Ertaş’ı derli toplu değerlendiren elinizdeki yayın olduğu söylenebilir. Ülkemizde diyoruz, zira çeşitli zamanlarda A.B.D. ve Japonya’dan gelen müzikolog ve etnomüzikologların Muharrem Ertaş üzerinde çalıştıklarını biliyoruz. Kimdir Muharrem Ertaş ? O’nu farklı ve orijinal kılan nedir? Temsil ettiği o güçlü geleneğin neresindedir?

Muharrem Ertaş zurnacı Kara Ahmet ile Ayşe Hanım’ın 5 çocuğundan biri dedelerinin deveci kabilesi mensup olduğu ve Horasan’dan gelip Kırşehir’in Yağmurlubüyükoba köyüne yerleştiğini daha sonra bir tek kişi (Yusuf Usta) hariç, bu köyün tamamını 1940 lı yılların başında Kırşehir’in Bağbaşı Mahallesine göç ettiğini biliyoruz. Henüz 7-8 yaşında iken ilk bağlama derslerini aldığı dayısı Bulduk Ustadan sonra, Muharrem Ertaş’ın asıl ustası bu Yusuf Ustadır. Yusuf Usta yöresinin anonim ezgilerinin yanı sıra, daha çok Toklumen’li Aşık Sait’in (1835-1910) şiirlerini ustaca çalıp söyleyen ve bütün bunları Muharrem Ertaş’a da öğreten yörenin en ünlü saz ustalarından biridir. Muharrem Ertaş o günleri şöyle anlatıyor :

“Çalıp söyleme merakım küçük yaşlarda başladı. Bulduk adındaki dayımın çok güzel sesi vardı. Bir köyde türkü söyledi mi diğer köyde dinlenirdi. Hatta seferberlikte asker kaçaklarını yakalamak için subaylar dayımı yanlarına alıp köy köy dolaşırlarmış. Dayıma türkü söylettirip kendileri de pusuya yatarlar ve dayımın sesine dağlardan köye inen kaçakları yakalarlarmış. Derken Yusuf Usta beni çok severdi, merakımı görünce beni yanına aldı her gittiği yere götürdü. Düğünler de, bayramlarda, eğlencelerde yanından ayırmayarak ustalarından öğrendiğini bana da öğretirdi. Yedi yıl O’nun la çalıştıktan sonra artık tek başıma çalıp söylemeye başladım.”

İlk karısı Hatice Hanım’ın kısa bir süre sonra vefatı üzerine evlendiği ikinci karısı Döne Hanım’dan Necati, Neşet, Ayşe ve Nadiye adında dört çocuğu olur. Daha sonra Döne Hanım’da vefat eder ve bir düğün için geldiği Yozgat’ın Kırıksoku köyünde kader karşısına Arzu Hanım’ı çıkarır.

Bu son evliliğinden Ekrem, Ali, Muharrem ve Cemal adlarında dört çocuğu daha olur ve ömrü, yöresel tabirle sekiz baş horantaya ekmek parası kazanmak uğruna son derece zor ve kötü şartlarda çalışıp çırpınmakla geçer.

Muharrem Ertaş’ın adı bir TV programında okuduğu sözleri Dadaloğlu’na ait ünlü ‘Avşar Bozlağı’ ile yurt genelinde duyulur. Bu öyle bir okuyuştur ki şimdiye kadar saz çalıp okuyanların hiç birine benzememektedir. Tok ve davul gibi gümbürdeyen, ama alabildiğine duygulu bir divan sazı eşliğinde ; tiz, gür, parlak ve bir o kadar da içli ve yanık bir sesin okuduğu, bir buçuk oktavı aşan ses genişliğine sahip bir Dadaloğlu gürlemesi :

Kalktı göç eyledi avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eyler ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Repertuarındaki diğer eserler de kimsenin bilmediği, söylemediği, bilenlerin ise asla bu derece güzel ve etkileyici okuyamayacaklarını itiraf ettikleri türküler, bozlaklar, ağıtlar ve halay havaları…. Her biri tümünün en güçlü ve orijinal örnekleri…

Muharrem Ertaş, 1970’li yıllardan itibaren, o yıllarda büyük bir şöhrete sahip olan ‘Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş’ olarak ismi daha çok duyulur olmuş fakat hiçbir zaman layık olduğu gerçek şöhrete erişememiştir. O şan şöhret için, büyük paralar kazanmak için sanat yapan biri olmadığı hiçbir zaman, olamazdı da. Çünkü çalıp söylemek, O’nun için doğal yaşam biçimiydi.

Bu dünyada 71 yıl yoksul kendi halinde ve sessizce yaşayan Muharrem Usta , 1984 yılının 3 Aralık günü yine yoksul ve sessizce öldü. Dünya durdukça sesi gökkubemizde yankılanacak bir sanatçının “garip” ölümüydü bu. Son sözleri gerisini tamamlayamadığı “sazımın emaneti…” oldu. Muharrem Usta‘nın adı, yaşarken kıymeti bilinmeyen sanatçıların başında anılsa yeridir. Ruhu şad olsun.


Etiketler:
Eyl 16

Kul Nesimi

Edebiyat tarihimiz, tasavvuf sairi olarak yalniz bir Nesimi tanir. O da Bagdatli Nesimi’dir. Oysa, conklerden topladigimiz yuze yakin siiri bulunan baska bir Nesimi daha var. Iste, bu kitapta konu olan ikinci Nesimi’dir. Ikisini birbirinden ayirmak icin konumuz olana Kul Nesimi diyecegiz.

Bugune degin Kul Nesimi’nin siirlerinden pek azi ele gecmis, onlar da Bagdatli Nesimi’nin sanilmisti. Hece ile yazilanlari bile onun yeni siirleri olacagi dusuncesine yol acmisti. Ilk olarak Sadettin Nuzhet, Bektasi Siirleri adli eserinde yeni bir sair karsisinda oldugumuza isaret etmis, sairin hayati hakkinda bilgi vermeden alti siirini yayinlamisti. Ad benzerligi dolayisiyla ve her iki sairin Hurufi olmasi karisikliga yol acmissa da dilleri cok ayridir. Bundan baska Kul Nesimi’nin ayri kisi oldugunu gosteren belgeler vardir. Bunlari siralamadan once Bagdatli sairin kisaca hayatinin bilinmesinde fayda vardir.

Bagdatli Nesimi’nin olumu, kendi halifesi Refii’nin Besaretname adli eserinde bildirildigine gore 1404′tur. Hallac-i Mansur gibi o da “enel hak” (ben Tanri’yim) dedigi icin derisi yuzulmustu. Bu yuzden Alevi-Bektasiler’le varlik birliginin ileri taraftarlari ve mumessilleri olan Bayrami Melamiler’i, Mevleviler’in Sems kolu denen ve Melamilik’ler Bektasilik’e pek yaklasan, hatta onlarla kaynasan Mevleviler ve diger tarikatlar icinde Alevilik’i ve Melamet’i benimsemis kimseler tarafindan, olumunu muteakkip buyuk bir sehit taninmis ve Mansur oglu Huseyn-el-Hallac’in ikincisi olmustur. Agizdan agiza, buyukten kucuge devreden menkabeler, asagi yukari bir Nesimi destani meydana getirmistir.

Bu menkibeler ve sairin sanatindaki basarisi yuzyillar boyunca Turk ve oteki Islam edebiyatinda derin izler birakmistir.

Konumuz olan Nesimi’ye gelince, onun onyedinci yuzyilda yasadigini gosteren kuvvetli belgelre yeteri kadar vardir. Bir siirinde Kul Nesimi soyle diyor:

Ikiyuz altmisdort yildan sonra
Bu nazmile bunu ettim ben izhar.

Bu siirin tamaminda Hurufilik’in kurallariyla birlikte kendinden de soz acan Kul Nesimi yukaridaki beyitte Bagdatli Nesimi’nin olum yilini ve tuttugu yolu soylemek ister. Buna gore, Bagdatli Nesimi’nin olum yilina 264 katinca 1668 bulunur. Bu siiri olgunluk caginda soyledigi kabul edilirse, onun 17. yuzyil baslarinda dogdugunu dusunmek yersiz olmaz.

Kul Nesimi’nin siirlerine en eski olarak yine bu yuzyil icinde yazildigi kesin olarak bilinen conklerde rastlanilmaktadir. Bundan baska sairin dilinin ozelligini bu yuzyildan oteye goturmeye de imkan yoktur. Dili tam anlamiyla 17. yuzyil divan ve halk edebiyati sairlerinin dilidir.

Bunlardan baska kendi caginda yasamis sairlerin Kul Nesimi’ye benzekleri
(nazire) de var.

Kisaca yukarda gosterdigimiz sebeplerlerden oturu Kul Nesimi 17. yuzyilda yasamis bir sairdir. Bu yuzyilin tarih olaylariyla Nesimi’nin siirlerindeki bazi sozlerin karsilastirilmasindan hayatini az cok ogrenmek mumkun olmaktadir. Bilindigi gibi 17. yuzyilin birinci yarisi hep Iran’la yapilan savaslarla gecer. Iran Bagdat’i alir. Osmanli ordusu birkac basarisiz sefere katilir. Sonunda 4. Murat 1636′da geri alir. 16. yuzyildan beri Yavuz ile Sah Ismail arasinda baslayan ugras bir yuzyildan cok surer. Bu arada Osmanli topraklarindaki Kizilbas-Aleviler Iran’a yardimci bazi durumlar yaratirlar. Bu yuzden ezilirler, yuzbinlerce kisinin baslari ucar. Fakat, yine de alttan alta, gizli veya acik, her ayaklanmaya katilirlar. Bu katilmalar Celali ayaklanmalarinda da kendini gosterir. 17. yuzyil boyunca surer. Bu islerde tarikat sairlerinin her bakimdan onemli etkileri oldugunu kendi eserlerinden oldugu gibi baska yerlerden ve mesela tezkerelerden ogreniyoruz. Bunlardan Pir Sultan Abdal ve Kul Nesimi’nin cagdasi ve ayni maceralara karisan Alioglu, Dedemoglu gibi sairleri de taniyoruz.

Kul Nesimi boyle bir ayaklanmaya katilmistir. Bunu bir manzumesinde soyle
anlatir:

Mehdi-i zaman ede zuhur kalmaya perde
Yezit olan kirsa gerek tig u teberde
Nesimi, Sah’in mehdin okur sam u seherde.

Buna gore Iran Sahi’nin “Mehdi-i zaman” olarak ortaya cikmasini, “yezit”leri, yani Osmanlilar’i kirmasini dilemektedir. Ayrica Sah’la ilgisini ortaya koyan bir manzumesinde:

Erenler Sah’tan gelurler
Ali derler pirimize
Imamlarin kullariyuz
Munkir irmez sirrimiza

ve baska siirlerinde gorulen izlerden Iran Sahlari yanini tuttugu acikca belli oluyor. Bundan baska Osmanli Devleti’nin Iran ile olan savaslari sirasindaki ayaklanmalardan izler tasiyan manzumeleri de gorulmektedir. Osmanli tarihcileri genel olarak bu gibi ayaklanmalari yazmadiklari icin yalniz manzumelerden sonuclara varmak gerekmektedir. Kisa ve eksik olmakla birlikte bunlar oldukca aydinlaticidir. Bir manzumesinde, basindan siyasi bir yargilama gectigini anlamak zor degildir:

Mahkemede sual sordu kadilar
Kitaplari orta yere kodular
Sen bu ilmi kimden aldin dediler
Ustamdan almisam, pirden gelurem.

Bundan anliyoruz ki Kul Nesimi de siyasal olaylara ve ayaklanmalara karismis, hic olmazsa perde arkasindan birseyler yapmistir. Bu yuzden yakalanarak yargilanmistir. Alioglu ve Dedemoglu’nun da birer siirlerinde ayni dortlugu buluruz. Hatta onlar isi biraz daha acarlar:

Pirim Aligolu, Bozdogan’dan gel oldu
Gordum mursidim, muskulum halloldu
Kilavuzum Sah Merdan Ali oldu
Ozume gonderdim kendi kusumu.

*

Ihlas kusagini kusandik bele
Her nereye varsam mursidim bile
Kisinin basina yazilan gele
Su dostun yoluna koydum basimi

*

Dedemoglu, yardim eyle duskune
Sen mursitsin secilmeyen muskule
Sah Merdan sahip-zamanin askina
Aman murvet Sah’im Ali gel yetis.

Yine 17. yuzyilinda yasayan Dervis Ali adindaki sairin de boyle olaylara katildigini gosteren siirlerinden birkac parca:

Bizi Sah’a kurban etti Azrail

*

Etimi pare pare ettiler

*

Dervis Ali’yim, kanim na-hak dokme
El ne derse desun sen ana bakma
Sah’im yurumedikce posttan cikma
Oniki imamlar kurbaniyiz biz.

Bu Dervis Ali’nin Alioglu oldugunu sanirim. S. Nuzhet de sairin 17. yuzyilda yasadigini soyluyor.

Dervis Ali, Alioglu olmasa bile bu yuzyilda Iran ile Osmanli Devleti arasindaki siyasi gerginlik dolayisiyla Anadolu’da bazi ayaklanmalar oldugu ve cesitli tarikat erlerinin Sah icin calistiklarini biliyoruz. Sairin boyle bir ayaklanma sonunda ele gecirilip sorguya cekildigi,
etinin parca parca edildigi, yani cok eziyet edildigi, Azrail dedigi Osmanli Padisahi tarafindan Sah’a kurban edildigi, yani agir cezalara carptirildigi, bundan sonra Sah, Osmanli ulkesine yurumedikce ortaya atilmamalarini yavsiye ettigi, tarikat ve Oniki Imam yolunda cok sikintilara dusuldugu anlasiliyor.

Ulkucu bir sair olan Nesimi de boyle olaylara karismis, kendini bu yola feda etmis gorunuyor:

Canim erenlere kurban
Serim meydanda meydanda
Ikrarim ezelden kadim
Canim meydanda meydanda

Gercek olan olur gani
Gani olan olur veli
Nesimi’yem yuzun beni
Derim meydanda meydanda

derken taraftarlarinin bir yenilgiye ugradigini soyle anlatir:

Muhib mursidine uydu
Arif olan hisse duydu
Munafiklar nice kiydi
Tig cektiler pirimize.

Kul Nesimi, sanatla ulkuculugu birlikte yuruten bir kisi olarak
gorunuyor.

Sairin ilk adinin Ali oldugu bir manzumesindeki su dortlukten anlasiliyor:

Mahlasim Nesimi, ismim Ali’dir
Bu carh donmektedir, sanmam halidir
sukur kalbim iman ile doludur
Curm’i isyanimiz bleden beri.

Kitaba almakta fayda gormedigimiz elliye yakin yazdigi mani icinde ikisi soyu ve buyuk dedesi hakkinda bilgi vermektedir:

Sukur Hakk’a iyd olur
Katarimiz mezid olur
Ceddim Said Emre’dir
Neslinde said olur

*

Nesimi’ye al oldu
Sanma acep hal oldu
Ceddi bir abdal idi
Kendi de abdal oldu.

Burada sairin buyuk dedesi oldugunu ogrendigimiz Said Emre, 14. yuzyilda yasamis olup, Yunus Emre’nin en eski izleyicileridendir. Sait Emre’nin Haci Bektas ve Haci Bektas’in halifelerinden Hacim Sultan’a da yetismis oldugunu bildiren siirleri vardir. Haci Bektas Veli Velayetname’sinde kendisinden uzun boylu soz edilen Molla Sadettin, bu Said Emre’dir.
kendisi Aksaraylidir. Haci Bektas Veli’nin Arapca “Makalat”ini Turkce’ye cevirmis, bilgin ve sair bir kisidir. Said Emre’nin simdiye degin ele gecen ondokuz parca yayinlanmistir. (bkz. Abdulbaki Golpinarli, Yunus – Hayati)

Soyunu kendisinden ogrendigimiz Kul Nesimi, goruluyor ki eski ve kulturlu bir aileye baglidir. Bu yuzden olacak, iyi bir ogrenim gormus, soyunun bagli oldugu Bektasilik yoluna girmis, ayrica Hurufilik’te de cagdaslarindan cok ileri gitmistir.

Sair mahlasini Bagdatli Nesimi’ye olan ic yakinligi dolyisiyla almistir. Nitekim, Kul Nesimi de oteki gibi Hurufilik yolunu tutmustur. Bu yonu pek cok manzumesinde kendini acikca gosterir. Bu yuzden Seyyit Nesimi’yi ornek alarak o da derisinin yuzulmesini ister, Ondan bahsederken ikisinin adlari birlesir. Ornek olarak bazi parcalarini asagiya aliyorum:

Ehl-i iman islerin sol demde inkar ettiler
Cun Nesimi’yi Halep sehrinde berdar ettiler
Oyle kim cevr eyleyup zulm ile hakki bastirdilar
Ahsen-i takvimi gor kim nice inkar ettiler
Kufr edup imana gelmez, gelmege ar ettiler
Hak bana emreyledi soyle deyuben soyledim
Sozlerim destan edup alemde destan ettiler
Bileyuben bicaklarin cunku canima kiydilar
Sag iken ben asiki gor nice bimar ettiler
Soydular cikardilar tenimden cun derimi
Yas edup gokte melekler cumlesi zar ettiler
Ey Nesimi vasil oldun Halik-i Rahman’a sen
Cennet-ul me’vayi buldun, yerin gulzar ettiler

*

Kureysiler boyle tevil duzduler
Basmaga Ayatelkursi yazdilar

Kendi fetvam ile derim yuzduler
Halep sehri derler sardan gelurem.

*

Cun Nesimi gordu isminin Nesimi ismini
Sidkile Kur’an der kim kevn-i mahfuzundadir

Nesimi ayni zamanda Bektasi’dir. Hallac ve Seyyit Nesimi’nin oldurulmelerinden sonra Hurufiler Irak’ta siddetli bir kovusturmaya ugramislar, bundan kurtulmak icin Anadolu’ya kacmislardir. Boylece Hurufi dervisleri Bektasilik’e kendi inanislarini soktular. Nesimi’de, baska Bektasi sairlerinden cok Hurufilik gorulur. Siirleri icinde bunu gosteren pek cogu var, onun icin burada bir dortlugu ornek veriyoruz:

Biz tarik-i Bektasi’yiz, zikrederiz Hakk’i biz
Bizdedir Sah-i Velayet sirlari hep bizdedir
Pirimiz Hunkar Haci Bektas Veli, kuluyam Nesimi
Etmeyiz cahile minnet, Al-i Sultan bizdedir.

Nesimi ayni zamanda hem Haydari, hem de Caferi oldugunu bildirir. Iki ornek:

Ben ol sadik kulam ki Caferi’yem
Hakikat soylerem ben Haydari’yem

*

Ve ger munkir sorarsa soyle ey dil
Ki mezhep icre bizler Caferi’yuz.

Nesimi’de ali sevgisi son kertededir. Bunu pek cok manzumelerinde acikca
gormekteyiz. Birkac ornek:

Ali evvel, Ali ahir
Ali batin, Ali zahir
Ali’dir her ise kadir
Ali’dir yar ile mihman
Ali vahid, Ali ahed
Ali dindir, Ali iman

*

Haydar’in evladini kim can u dilden medheder
Kalbi doldu nur ile kim mevc-i deryalar gibi
Ey Nesimi bir gonulde hubb-i Haydar olmasa
Anda canlar calinur guya kilisalar gibi

*

Hak katinda alemin mahbub-i Rahman’dir Ali
Evliyalar serveri hem Sah-i Merdan’dir Ali
Ey Nesimi “Men aref” sirrin bilendir ademi
Ademin hem suretinde harf-i Kuran’dir Ali.

Nesimi hakkinda tezkerelerde ve baska eserlerde hicbir bilgiye rastlanmiyor. Onun icin hayati ve inanislari hakkindaki bilgiyi ancak siirlerinden anlamak mumkun oldu. Tabii bu da cok eksiktir. Ne yazik ki tezkereciler Nesimi gibi hukumetin istemedigi olaylara ve yollara girmis kisileri soz konusu etmemislerdir. Yeni belgeler ve siirler bulununcaya kadar bu degerli sair hakkinda soylediklerimizden baskasini elde etmek mumkun degildir.


Etiketler:
Eyl 16

LHAMİ (Arslantaş)

Kılığı düzeltip adam saydıran
Müşkülleri bir cevize sığdıran
Kimisini insanlıktan caydıran
Kimine din ile imandır para

İlhami der hiç birine kanmayın
Para ile onur buldum sanmayın
Varlığına yokluğuna yanmayın
Bana göre büyük düşmandır para

25.09.1960 günü Kangal’ın Etyemez köyünde doğmuştur. Hamza ve Zökay’ın oğludur. Yedi çocuklu ailenin beşinci çocuğudur. İlkokul tahsilini köyünde yapmıştır. On üç yaşında İstanbul’a gitmiş, Gümüşsuyu semtinde bir makine imalathanesinde işe girmiştir. Burada beş-altı yıl çalıştıktan sonra 1979 yılında Almanya’ya gitmiş, üç yıl da orada çalışmıştır. Sonra yurda dönerek askerlik hizmetini yerine getirmiştir. Terhis olduktan sonra evlenmiş, ancak bu evlilik kısa sürmüştür. İkinci evliliğini 1989’da yapmış, bu evlilikten ikisi kız üç çocuğu olmuştur. Geçirdiği bir kaza sonrası ağır işleri yapmaktan kaçınmış ve reklamcılıktan geçimini sağlamaya başlamıştır. Halen İstanbul’da yaşamaktadır.

Şiir yazmaya ilk okul üçüncü sınıfındayken Ruhsatî’nin şiirlerini okuduktan sonra başlamıştır. Önceleri saz çalmakla beraber geçirdiği kaza sonrasında sağ elini yeterince kullanamadığı için şimdi çalamamaktadır. Beş yüzden fazla şiiri vardır. Şiirlerinden bir kısmını Kalemin Teri adlı kitapta toplamıştır. İstanbul’daki Halk Kültürü ve Ozanları Geliştirme Dayanışma Derneği (HALKODER)’in Genel Başkanıdır. Hemen her konuda şiiri vardır. Kalemin Teri (İstanbul, 2002, 160 s.) adlı bir şiir kitabı vardır.

Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya

Eserlerinden bazıları:

Para

Kılığı düzeltip adam saydıran
Müşkülleri bir cevize sığdıran
Kimisini insanlıktan caydıran
Kimine din ile imandır para

Menfaatçi onun ile can bulur
Eşdeğerdir onur paradır gurur
Parayı görünce insafı kurur
Kimine merhamet vicdandır para

Her türlü keramet parada sanır
Can çekişse dostu parayı tanır
Hatırı uğruna hatta can alır
Ona candan öte bir candır para

Kimini yüceltir şaha kaldırır
Yokluğunda fukarayı yıldırır
Kimisini ipten bile aldırır
Kimine adalet kanundur para

İlhami der hiç birine kanmayın
Para ile onur buldum sanmayın
Varlığına yokluğuna yanmayın
Bana göre büyük düşmandır para

Sivas

Adı vilâyettir başında vali
Yürekler acısı Sivas’ın hali
Sanayisi yoktur göçmüş ahali
Cumhuriyet şehri Sivas nerede

Sevrin karanlığı o gün yırtıldı
Yurduma temeller burada atıldı
Ulus-Devlet şimdi kime satıldı
Cumhuriyet şehri Sivas nerede

Derin tarihiyle kültür ocağı
Ozanlar diyarı köyü bucağı
İade etsinler büyük sancağı
Cumhuriyet şehri Sivas nerede

Bu davaya ait divan kurulsun
Faili kimlerdir sorgu sorulsun
Dört bir yanı fabrikayla sarılsın
Cumhuriyet şehri Sivas nerede

Hiç durmak olur mu uzay çağında
Maden cevher dolu her bir dağında
Barajlar kurulsun Tohma çayında
Cumhuriyet şehri Sivas nerede

Kurulsun çarşılar işlesin şu hal
Birlikle kalkınsın orada mahal
Yanık türkülere dönmüş bu ne hal
Cumhuriyet şehri Sivas nerede

Ekmek kapısıydı Cer Atölyesi
Kimler susturdular binlerce sesi
Özelleştirmeymiş bu neyin nesi
Cumhuriyet şehri Sivas nerede

Kapanmış köylerin tüm okulları
Sefalete mahkûm yetim dulları
Viraneye dönmüş evi yolları
Cumhuriyet şehri Sivas nerede

İlhami’yim yalanları silmişim
Her dem hakkı hakikati bilmişim
Kangal Etyemez’den göçüp gelmişim
Cumhuriyet şehri Sivas nerede

Dost Diye Diye

Bir ahtım var idi görmek yüzünü
Hasrete gark oldum dost diye diye
Her yerde aradım sürdüm izini
Yoluna ark oldum dost diye diye

Arşınladım sana gelen yolları
Dost diyerek taşa sardım kolları
Ben n’eyleyim kara yerde çulları
Acıya hark oldum dost diye diye

İlhami’yim derdi serden geçirdim
Dudağından muhabbeti içirdim
Büyüttüm şöhreti elden uçurdum
Düzene çark oldum dost diye diye Senden Gayri

-Sevgili eşime ithaf olunur-

Bir dünya servetim olsa
Hepsi yalan senden gayri
Yeter oturduğum çulsa
Hepsi yalan senden gayri

Niçin dersin can telaşım
Kimseyle yoksa yarışım
Senin için hep savaşım
Hepsi yalan senden gayri

Yeter ki nefsini eyle
Ne eylersen doğru eyle
Vazgeçer mi gönül öyle
Hepsi yalan senden gayri

İlhami der arımsın sen
Tek varlığım varımsın sen
İçimde ki sırrımsın sen
Hepsi yalan senden gayri
Olamam sevginden ayrı

Kurbanın Olayım

Seher vakti deli deli
Esme kurbanın olayını
Sürükleyip bir çalıya
Asma kurbanın olayım

Sevgini ver sevgi dile
Canı yakma bile bile
Küçük tomurcuğa hele
Basma kurbanın olayım

Yaprağın verme gazele
Her yıl bir ömür tazele
Gönül verip de güzele
Küsme kurbanın olayım

Muhabbetsiz diller gibi
Irak olma eller gibi
Dut yemiş bülbüller gibi
Susma kurbanın olayım

İlhami’yim gül eylesin
Çiçeğinden bal eylesin
Çınar gibi dal eylesin
Kesme kurbanın olayım

Bize Ne Oldu

Yanık bir türküydü sevdamız bizim
Ne oldu savdığım bize ne oldu
Canım ümüğümde* bak dizim dizim
Ne oldu sevdiğim bize ne oldu

İkimiz de bir gün kuşku duymazdık
El âlemin dediğine uymazdık
Küçük ihmalleri hata saymazdık
Ne oldu sevdiğim bize ne oldu

Benden kaçırmazdın ele gözlerin
Ey sevdiğim sana belâ gözlerin
Okur öldü diye selâ gözlerin
Ne oldu sevdiğim bize ne oldu

Neylerim dünyada hayatı sensiz
Sen de olmaz idin bir saat bensiz
Mutluca yaşarken nefretsiz kinsiz
Ne oldu sevdiğim bize ne oldu

Menekşe sineli sevda kokulum
Ben hasretle yanan naçiz bir kulum
Nereden gitsem senden geçerdi yolum
Ne oldu sevdiğim bize ne oldu

Şimşekle çakardım dolu yağardın
Nisan yağmurunu gökten sağardın
Bir zamanlar yüreğime sığardın
Ne oldu sevdiğim bize ne oldu

Harran ovasından düzdük engindik
Yoksa da mal servet gönlü zengindik
Koşardık sevgiye dolu dizgindik
Ne oldu sevdiğim bize ne oldu


Etiketler: